Lunawar
  • ANASAYFA
  • bella..

    Salı 17 Kasım 2009

    hava yağmurlu.. yağmuru seviyorum..

    dondurmayı da seviyorum.. hele damla sakızlısına bayılıyorum.. (yasaklarım arasında, yiyemiyorum ama sabırla bekliyorum)

    sadece resimleri eskitmek için bile fotoğraf çekebilirim gibi hissediyorum son zamanlarda..

    kontrastı yüksek siyah beyazlara bayılıyorum.. çok güzel eskiyorlar..

    resimdeki kızı da seviyorum..

    arkada elleri gözüken adamı da..

    bir dondurma bu kadar mı hüzünlü durur bir fotoğrafta..

    hay allah ya..

    montumun kollarından, yakasından ince ince serin hava girse..

    ben dondurma yüzünden yollara düşsem..

    sonbahar geldi

    Çarşamba 2 Eylül 2009

    dün gece yağmur sesiyle uyandım.. sabah gökyüzü bulut kaplıydı.. bulutların arasından yere inen sabah ışıkları ıslak sokaklarda parlıyordu.. hafif bir üşüme.. evden tedbirli çıkma durumu..

    hiç kimse laf etmesin.. bir çok insan gibi “yaz gelsin” diye bütün kış konuşup, yaz gelince de “of çok sıcak” hatta “ay çok sıcak, kış gelsin” diyenlerden değilim.. kış gelirken sevinirim.. kış giderken üzülürüm.. bu kadar basit.. sınırsız bulutsuz gökyüzü bende bir sıkıntı, bi duygusuzluk durumu uyandırır..

    neyse, dün sabah kalktım.. havada bir sürü bulut bir sürü ışık vardı.. bütün gün de öyle geçti.. mis gibiydi.. akşam Deep‘de yemek yedim.. kapısının önünde serin serin.. bir bardak da beyaz şarap içtim..

    yandaki resim geçen sene bu zamanlarda yapılan yolculuktan.. yolculuğun ucunda muhabbet, muhteşem yemekler (anneminkileri saymazsak, mesela Kıvanç Ocakbaşı vardı..), Ayvalık, Assos ve daha bisürü keyifli yer, zaman vardı.. bu sene de olacak.. daha kısa zaman ve arabasız.. ama yine nefis olacağına eminim..

    şimdi diyorum.. hazır yağmur yağmışken.. gene yola çıksak.. Dire Straits olur mesela..

    derya büfe

    Perşembe 12 Şubat 2009

    haftasonu ben yine evimin arkabahçesi bellediğim Eminönü’ndeydim.. bir arkadaşımla sabahtan buluşup ortalık kalabalıklaşmadan alışveriş yapalı istedik.. aklıma hemen Derya Büfe geldi.. kahvaltıyı orda yapmaya karar verdik.. bi kere az yağmurlu, ferah bir gündü.. biraz erken gidip Karaköy’de birkaç fotoğraf çektim, sonra da arkadaşımla buluşup Derya Büfe’ye gittik..

    Derya Büfe, Karaköy’de Galata Köprüsü’nü karşınıza aldığınızda, sol tarafta, deniz kıyısında kalan restaurantların arasında kalıyor.. onlara göre daha bir esnaf lokantası görünümü var.. ızgara balık ve döner de yapıyor ama ben menemen yemeyi seviyorum orda.. temizlik ve hijyen konusunda ya da kusursuz servis konusunda söyleyeceğim pek bişi yok.. ama menemen tüm bunlara değer.. sade, kaşarlı ya da karışık (kaşar ve sucuk) yiyebiliyorsunuz.. hem de yumurtadan yumurta parası alıyorlar.. biz iki kişi 11 Lira hesap ödedik.. az sonra başlayacak ve saatler sürecek Eminönü turumuz için iyi bir yakıt oldu..

    just a perfect day

    Perşembe 20 Kasım 2008

    bir süredir yazamıyorum.. nelerle uğraştığım ise meçhul.. yapılacak işler silsilesi içinde hiç birşey  yapmadan nasıl oluyor da böyle yoruluyorum bilmiyorum.. kafamda hep birşeyler var gibi ama kapağını açıp baktığımda bomboş..

    iki gün önce, günlerden salı.. belki de en güzel salı.. sevgilimle inanması güç ama benim asla inanmaktan vazgeçmediğim bir konuda nefis bir haber aldık.. İstanbul’u sel götürürken Cerrahpaşa’dan Eminönü’ne kadar poşet gibi bir yağmurluğun içinde, ayaklarımız sırılsıklam yürüdük.. Taksim’de en bir sevdiğim restaurant olan Deep’e gittik.. gündüz gündüz bira söyledik kendimize.. eve giderken bir de rakı alalım dedik.. akşamüzeri naçizane soframızı kurup bir de film ayarladık kendimize..

    gece yatmadan hemen önce mutfakta bir sigara içerken gün boyunca aklımda dönüp duran bir şarkıyı mırıldandım..

    mükemmel bir gün, parkta sangria içmek/ sonra hava karardığında/ eve gitmek/ mükemmel bir gün işte/ yem vermek hayvanlara/ hayvanat bahçesinde/ sonra sinemaya/ eve sonra da

    mükemmel bir gün işte/ mutluyum seninle geçti diye/ iki arada bir derede/ bırakma beni/iki arada bir derede

    mükemmel bir gün işte/ dert,tasa geride/ başbaşa haftasonu keyfi/ ne kıyak be oh

    mükemmel bir gün işte /unutturdun bana kendimi/ başka biriydim sanki/ iyi biri..

    mükemmel bir gün işte/ mutluyum seninle geçti diye/ iki arada bir derede /bırakma beni/ iki arada bir derede

    ne ekersen onu biçersin..

    mükemmel bir gün işte..

    sanki o gün için yazılmıştı.. o şarkıyı bu kadar sevdiğimi daha önce farketmemiştim.. Just A Perfect Day 18 Kasım Salı gününün fon müziğiydi..

    Radyo Boğaziçi Sınırsız Müzik Günleri Helldorado Konseri

    Çarşamba 15 Ekim 2008

    Radyo Boğaziçi’nin sunduğu Helldorado konserine ne yazıkki ben gidemedim..

    konser, önceden de duyrulduğu gibi cuma gecesi (10.10.2008) gerçekleşmedi.. biz filmimizden çıkmış, hafif yağan yağmur altında Boğaziçi Üniversitesi kampüsüne doğru  ilerlerken açıkçası bu ihtimali gözönünde bulundurmadık.. oraya vardığımızda yağmur şiddetlendi.. seyirci adayları buldukları her ağacın, şemsiyenin altına girerek, tamamen sırılsıklam olmuş bir şekilde, ellerinde biralarıyla azimle Helldorado’nun sahne almasını bekledi.. ancak meğerse kurulan sahne hiç de korunaklı bir sahne değilmiş ve grup elemanlarının hazırlığını yapan ekip çoktan elektrik kaçağına maruz kalmışmış..

    üzgün bir şekilde, o yağmurda ve trafikte evimize döndük..

    12.10.2008 pazar akşamı Helldorado konserinin yapılacağı haberini aldık ama artık çok geçti.. ben kuzenimle cumartesi katıldığım bir yürüyüş sonucu yorgun ve harap düşmüş bir halde pazar gününü evde geçirmenin daha uygun olacağına karar verdim.. ama kardeşimi gönderip, konseri izletip, benim için fotoğraf çekmesini istemekten de geri kalmadım..

    konser daha öncekiler gibi yine çok güzelmiş.. (bu sefer kapalı bir salonda yapılmış..) grup elemanları bir ara sahneden inip seyircilerin arasına bile karışmış..

    konserle ilgili tatsız durum, konserin pazar akşamına alındığından birçok insanın haberdar olamaması.. bu yüzden bileti olduğu halde Helldoradoyu izleyemeyen birçok kişi olduğunu sanıyorum.. tüm bu tersliklerin yanında Radyo Boğaziçi ekibini kendimce tebrik etmeden geçemeyeceğim.. her türlü olumsuzluğa rağmen Helldorado’yu sahneye çıkarmadan göndermediler..

    ben mi..

    ben konsere gidemediğim için o kadar da üzülmüyorum.. nasıl olsa bir gün Helldorado benim barımda sahne alacak..  o zaman bol bol dinlerim..

    kışın ilk yağmuru

    Cumartesi 20 Eylül 2008

    kışın ilk yağmuruna günler öncesinden hazırlık yapmıştım oysa ki..

    kışın ilk yağmuru ile aynı güne denk gelmiş bi sultanahmet buluşması genelde tarafımdan daha farklı karşılanan ilk yağmuru biraz farklı kıldı..
    sultanahmette yemek üzeri türk kahvesi, sigara, fal masasında esti ilk sert rüzgar.. isteyip istememek konusunda kararsız kaldığım nargileleri devirdi önce, sonra başımızdaki tenteyi savurdu.. hadi kalkalım demeye kalmadan eşyalarımızı aceleyle toparlatıp hesabı ödetti bize..
    tam da tramvay yolu üzerinde mehter takımıyla karşılaştık.. kırmızı giymiş uygun adım bir ahenkle sallanan, vur davula, bur bıyığı mehter takımı çok keyifliydi..
    sonbahrın sonuna doğru yağan bu yağmurlar bende sanki su gökyüzündeki bütün kiri, dumanı bizim üzerimize sıvıyormuş gibi bir izlenim bırakır.. hava temizlenir, pis olan biziz.. daha rahat nefes aldığımı, havanın daha bir ince olduğunu hissederim, bir de bu havanın bana hatırlattığı başka bir şey..
    eric draven‘in detroit şehri.. çocukluğumdan izlemeye başladığım için sanki yaşamışım da anılarıma dahil olmuş bir hikayedir the Crow ve benim kendime ait hiç çizilmemiş ve senaryoya girmemiş anılarım vardır o şehirde o adamla.. inanmıyorsanız sorun kendisine.. onunla evliyim ben..
    detroit şehrinde büyümüş biri için mehter takımının ne anlamı olabilir diye düşünenlere şunu söyliyeyim.. o şimşekler altında ve o yağmurda mehter takımının “ya allah” ve “desturrr” nidaları benim gibi kahramanlıklara inanan bir insanda zeus etkisi yarattı..
    şimşekleri elimle yakalayıp başka yerlere fırlatabilirmişim gibi.. bir adım atsam bütün binalar zangır zangır sallanacakmış gibi.. ya da tramvayı beklemekten vazgeçip (!) gideceğim yere ulaşmak için kendimi haliçten bıraksam sulara denizi yüzerek geçebilecekmişim gibi..
    bu yazı için mehter takımının resmi mi yoksa  the Crow‘dan bir çizim mi alsam diye düşündüm kısaca ama mehter takımı hemen öne geçti.. bende bu acaip etkileri yapanların kim olduğunu görün ve siz de şaşırın diye..
    diğer resim ise daha karanlık ve ıslak bir yazının süsü olacak..