Lunawar
  • ANASAYFA
  • yol

    Cuma 2 Ekim 2009

    yolda olmak çok güzeldi..

    denizle beraber güneşin battığı yere doğru..

    sonbahar geldi

    Çarşamba 2 Eylül 2009

    dün gece yağmur sesiyle uyandım.. sabah gökyüzü bulut kaplıydı.. bulutların arasından yere inen sabah ışıkları ıslak sokaklarda parlıyordu.. hafif bir üşüme.. evden tedbirli çıkma durumu..

    hiç kimse laf etmesin.. bir çok insan gibi “yaz gelsin” diye bütün kış konuşup, yaz gelince de “of çok sıcak” hatta “ay çok sıcak, kış gelsin” diyenlerden değilim.. kış gelirken sevinirim.. kış giderken üzülürüm.. bu kadar basit.. sınırsız bulutsuz gökyüzü bende bir sıkıntı, bi duygusuzluk durumu uyandırır..

    neyse, dün sabah kalktım.. havada bir sürü bulut bir sürü ışık vardı.. bütün gün de öyle geçti.. mis gibiydi.. akşam Deep‘de yemek yedim.. kapısının önünde serin serin.. bir bardak da beyaz şarap içtim..

    yandaki resim geçen sene bu zamanlarda yapılan yolculuktan.. yolculuğun ucunda muhabbet, muhteşem yemekler (anneminkileri saymazsak, mesela Kıvanç Ocakbaşı vardı..), Ayvalık, Assos ve daha bisürü keyifli yer, zaman vardı.. bu sene de olacak.. daha kısa zaman ve arabasız.. ama yine nefis olacağına eminim..

    şimdi diyorum.. hazır yağmur yağmışken.. gene yola çıksak.. Dire Straits olur mesela..

    kekik

    Salı 11 Ağustos 2009

    şu yandakiler kekik.. hem de dağ kekiği..

    bir haftadır yoktum ya.. işte sebebi.. yıldızların altında uyumaya gittik.. sevgilim ve ben.. ve bize katılan nefis arkadaşlar..

    anlatmaya dilim varmıyor..

    sondan önceki gün Winmaker ve Suiwar’ın peşine takılarak Likya Yolundan şelalelere ulaşmayı denedim.. 10 senelik sandaletlerim parçalandı.. yükseklikten başım döndü.. hiç görmediğim bir cins kertenkele gördüm.. bir kaplan kelebeği suratıma kondu.. ve her sabah domateslerin üzerine serptiğim dağ kekiklerinden topladım.. topladık..

    adana

    Pazar 8 Mart 2009

    Adana yolculuğundan bir kare..

    aklımda birşeyler var ama.. biraz tembelim..

    kıvanç ocakbaşı – ayvalık

    Cumartesi 3 Ocak 2009

    biraz gezmek istiyor canım.. Kabak Koyu depreşti yine son günlerde.. insanın hayatına kıyasla çok küçük bir zaman dilimini geçirdiği yeri “ev”i bellemesi garip belki ama orda kendimi gerçekten iyi hissediyorum..

    fotoğraflara bakarken, zamanında siteye koymak ve hakkında bilgi verebilmek için çektiğim bir fotoğrafla karşılaştım.. sonra ertelemişim..

    şimdi tam zamanı..

    daha önce sevgilimle yaptığımız küçük bir tatilden bahsetmiştim.. bu tatilin Ayvalık ayağında bir akşam eve dönecekken, vazgeçip, Ayvalık’ta güzel balık yiyebileceğimiz bir yer aramaya başladık.. merkezde, denize paralel sokaklarda gözüme kestirdiğim küçük bir restaurant geldi aklımıza.. denize dik inen bir sokağın köşesindeydi.. sokağın bir kısmının üzerini çardak gibi kapatılmış ve masalar atılmış, içeriye ise sadece 3 masanın sığabileceği bir restaurant.. kapısının önünde küçük yapay bir şelale, şelalenin civarında kuşlar.. şelalenin çevresinde ve masaların olduğu sokakta ise saksı ve tenekelerde yetişen patlıcan, biber ve domates..

    bizi bir bayan karşıladı.. mekanın balık değil et resturantı olduğunu söyledi.. biz biraz boynu bükük ayrılırken “biraz gezin, bir yer bulamazsanız balıklarınızı alıp buraya gelin, eşim geldiğinde balıkları sizin için pişirir..” tabii biz hiç gezmeden balık haline gidip bir kilo çipura ile geri döndük.. sokakta yerimizi aldık.. rakımızı söyledik.. mevsim salatası, patlıcan salatası ve Ahmet Bey’in tavsiyesiyle nar ekşili bostane istedik..

    sonrası yazıya dökülmeyecek kadar kusursuz bir sohbet ve lezzetler birliği.. o küçücük dükkanın sakladıkları bizi hayrete düşürdü.. rakılarımızın “ehl-i keyif” ile servis edilmesi, mezelerimizin lezzeti, Ahmet Bey’in pişirdiği tazecik deniz çipuraları.. hepsi bizi tek kelimeyle mest etti..

    Ahmet Bey’in sofrasındaki hemen herşey Antep’ten gelmiş.. nar ekşisi, şalgam suyu, kahve..

    yemeğimiz bittikten sonra Ahmet Bey bize kahve ikram etmek için ısrar etti.. herşey bu kadar lezzetli olunca en iyisi Ahmet Bey’in sözünden çıkmamak diye düşündük.. kahvelerimiz ehl-i keyiflerimiz gibi bakır bir muhafazanın içinde geldi.. (onun resmi de başka bir yazıda artık..) nefis kahvelerimizi de içtikten sonra Ahmet Bey ve eşine bol bol teşekkür ederek ordan ayrıldık..

    Kıvanç Ocakbaşı ile ilgili iki önemli dipnot;

    * Hesabı istedikten sonra eşime gelecek hesapla ilgili bir tahminde bulundum.. ve doğru çıktı.. orda o yemekleri yedikten ve o tatlı muhabbetle ağırlandıktan sonra (hele de içkinin geldiği bir masada) ödemeye çekineceğiniz kadar düşük.. bırakacağınız hiçbir bahşiş de ne yazık ki karşılığı değil (zaten tek çalışan Ahmet Bey ve eşi)..  o yüzden, aldığımızın karşılığını ödeyemediğimiz için, biraz buruk ayrıldık..

    * Kıvanç Ocakbaşı’nı bir daha ziyarete gittiğimizde Ayvalık’ta olduğumuzu unutup Kıvanç Ocakbaşı’nda olduğumuzu kendimize hatırlatacağız.. balık yok, et var.. çünkü bu kadar lezzetli mezeler ve salata yapabilen Antepli bir ustanın elinden et yemediğimiz için çok pişmanız..

    son olarak da size Kıvanç Ocakbaşı’nın iletişim bilgilerini vermek istiyorum.. Ayvalık’a yolunuz düşerse.. mutlaka..

    Gümrük Cd. 2. Sk. No:2 (Oyakbank arkası)

    Tel: 266 312 84 82

    yıllar sonra

    Salı 7 Ekim 2008

    sevgilime büyüdüğüm yerleri hep gezdirmek istemiştim.. tatil vesilesiyle oralardaydık geçen hafta..

    sıkıştırılmış bir tur planı yaptım.. kalanlar bir dahaki tatile..

    Ayvalıktan da geçtik tabii..

    Ayvalık ve Sarımsaklı arasında yol üzerinde eskiden de oturup sigara içtiğim yerde mola verdik, en son 7-8 sene önce belki..

    yıllar sonra gelip durduğum o yerde bir his..

    hayat ve insanlar önceden de karışıktı benim için, şimdi de.. hep bir yoldayız sanki ama manzara hep aynı.. geceler günleri, kışlar yazları izliyor..

    yoldan çıkmak lazım..

    yoldan çıkmam lazım..

    tatil dönüşü, garip duygular..

    Çarşamba 20 Ağustos 2008

    tatilde olduğumuza inanamadan geçti bir hafta.. günler ne kadar da çabuk geçmeye başladı.. hemen herşeyi bir ekrandan öğrenir oldum.. çok daha fazla merak ettiklerimi ise telefonun bir ucundan.. (artık kablolu telefon da kullanmadığımıza göre “telefonun bir ucu” demek  ne kadar doğru bilemiyorum..)

    tam da dediğim gibi ayaklarımı suya soktum.. zihnimi temizledim de geldim.. suya yakın olduğum yerde zihnim ne kadar temiz ve yüreğim büyükse, şehre geri döndükten sonra aklım karışık, içim sıkılgan oluverdim..

    ben bütün bu işleri geri döndüğümde üstlenmek zorundaysam fazlasıyla, yaptığım şeye “tatil” demek ne kadar doğru bilemiyorum ama geçti günler.. hem de yılın belki de en sıcak haftasında..

    yaz aylarını pek sevmem.. sıcak beni anlayışı kıt, anlaşılması zor yapabilir.. üzülmeye ve düşünmeye bünyem el vermeyebilir.. yaşadığım herşey dışımdan akıp giden bir film gibi kalabilir algımda.. evet.. tembellik ettim ve yazmadım.. bütün tatil bir o yana bir bu yana yatıp dışarıdan baktım herşeye..  ama yaz aylarında “dışarıda” olmak benim için en iyisi..

    şimdi tatil bitti.. yepyeni bir tatile kadar “dışında” ve “içinde” olunacak şeyleri iyi seçmeli..

    ***

    1. şalgam çorbası içtim..

    2. dört kitap okudum, bir sürü insan dinledim..

    3. akşamüzerleri bira ve sigara içtim..

    4. parmak uçlarım buruşana kadar denizde kaldım..

    5. ayışığında denize girdim..

    6. dalgalarla oynadım..

    7. bol su içtim..

    8. bir daha ki “vadi” ziyareti için planlar ve bir de liste yaptım..

    yazar tatilde

    Cuma 8 Ağustos 2008

    yazar cuma sabahı itibariyle tatilde..

    ayaklarını kuma gömüp, deniz sesiyle beynini yıkayacak..

    içine limon dilimleri atılmış bira içecek..

    kitap okuyup hayal kuracak..

    eğer kıpırdanabilirse birkaç satır yazı yazacak..

    döndüğünde eğer depresyona girmesse güzel hikayeler anlatacak..

    güzel resimler paylaşacak..

    ben burda yokken herkes birbirine mukayyet olsun..

    domateslerime iyi bakın..

    cızz bızz..

    Perşembe 22 Mayıs 2008

    Mangal yapalım diyip de günü geldiğinde kaybolanlara..

    Pikniğe gideceğiz diye beni oyalayanlara..

    Gözümün yaşına bakmadan geçen haftasonu piknik/mangal maceralarını anlatanlara..

    Utanın..

    Ben yaptım.. Yanına da bir bira açtım..

    ayvalık; ataletteki konfor..

    Çarşamba 21 Mayıs 2008

    sıcak hava beni durdurur.. hareketlerim kısıtlanır, nefesim yavaşlar.. uykusuluğu “hastalık” olarak gördüğüm çocukluk yıllarımda babam eğer hiçbirşey düşünmezsem hemen uyuyabileceğimi söylerdi.. başaramadım hiç.. sıcak beni düşünceleimden uzaklaştırdı yıllar sonra büyüdüğümde.. sadece nabzımın sesi..

    hafta sonu Ayvalık’a gittim.. hava ısındı.. sokaklarında yürüdüm.. o sokaklarda benim gibi “duran” insanlar gördüm.. Ayvalık sokakları insanın durup kendini sıcağa teslim edebileceği sayılı yerlerden biri diye düşündüm..

    yer karolarının arasından patlayan çiçekleri, sokaklarının üzerini örten sarmaşıkları, bir sokak ötede denizi ve o sakin insanıyla..

    Avalık’ta “durmak” hayatımdan kaybolan dakikalar gibi değil.. zamanında binbir kültürden insanı durdurmuş ataletindeki konforuyla.. kavgasız dövüşsüz.. aynı dili konuşmayan insanlar el ayak çekildiğinde pencereleri üzerlerine çekip Rum müzikleriyle Türkçe şiirler okuyup hem Türk hem Rum rakısı içip hem Türk hem Rum dertlerini birbirine katmışlar..

    Ayvalık kendime sakladığım, korunması gereken bir duygu.. Alibey (Cunada) Adasının dalgakıranında bir şişe şarapla dalgaların betona çarptığında bulutların arasından bir görünüp bir kaybolan güneşinin havada uçuşan damlalara küçük gökkuşakları çizdirdiği, benim o gökkuşaklarının altından geçip büyük sırlara, küpler dolusu altınlara erişebileceğim şehir..