Lunawar
  • ANASAYFA
  • the boat that rocked

    Pazartesi 19 Ekim 2009

    bugün ilk iş filmin müziklerini indirmek oldu.. 2009 yapımı filmi gördüğüm gibi edindim ve ilk fırsatta izledik.. bugün de müziklerini dinlemeye başladım..

    film annesi tarafından hayat hakkında tecrübe edinebilmesi için, okulundan kovulmuş Genç Carl’ın (Tom Sturridge) manevi babası Quentin’in (Bill Nighty) yanına gönderilmesiyle başlar.. Quentin ise korsan yayın yapan Radio Rock’ın sahibidir.. (Bill Nighty’yi daha önce Still Crazy‘de yine müzik peşinde görmüştük..) İngiliz hükümetinin rock ve pop müzikten hoşlanmadığı dönemlerde, yerel kanallarda çalınmasına müsade edilmeyen rock ve pop denizden yayın yapan birçok korsan radyo istasyonu tarafından çalınmaktadır ve halkın büyük çoğunluğu bu radyoları dinlemektedir.. Genç Carl’ın gemide bulunduğu süre içerisinde birbirinden ilginç olay gelişir.. hayattı hakkında büyük bir gerçeği öğrenir.. hükümetin baskıları artar.. uyuşturucu turnesinden dönen Gavin Cavanagh (Rhys Ifans) DJ ekibine katılır.. Amerikalı DJ The Count’la (Philip Seymour Hoffman) sorunlar yaşar.. ve daha bir sürü birbirinden eğlenceli ayrıntı..

    müzik dinlemekten hoşlanıyorsanız kaçırmamanız gereken bir film olduğunu düşünüyorum.. hem fonda çalınanlar gerçekten muhteşem, hem de müziğe olan aşkı çok tatlı bir dille anlatmışlar.. (Bob’un plaklarını kaybetmemek için, The Count’un müziği susturmamak için göze aldıklarını bir görseniz..)

    filmin müziklerinden biri de Skeeter Davis’den “The End Of The World” idi.. bu şarkıyı yıllar önce ilk Girl, Interrupted‘da dinlediğimde çok etkilenmiştim.. The Boat That Rocked’da yeniden hatırladım ve sevdim..

    bir de Philip Seymour Hoffman.. benim için Harvey Keitel‘in yerine oynuyor sanırım.. bakalım..

    eve dönüş

    Pazar 15 Şubat 2009

    aslında müzik hakkında yazmak beni biraz tedirgin ediyor.. bir albüm, bir şarkı, bir müzisyen hakkında birşeyler söyleme kalktığımda doğru kelimeleri bulamıyorum bir türlü.. onların hakkında konuşmak haddim değilmiş gibi geliyor.. iki nota basamayan, sesi kargadan hallice olan ben nasıl olur da tüm duygularını ortaya dökecek kadar cesaretli insanlar karşısında “ı ıh.. olmamış..” diyebilirim ki..

    bi yerden başlamak lazım ama.. madem bu kadar hayatımın içinde müzik.. iki kelimeyi biraraya getirebilmeli..

    son aylarda mp3 çalarımda sıksık dinlediğim biri Edwyn Collins.. aslında “A Girl Like You” dışında hakkında birşey bilmediğim bir adamdı Roll’da yeni albüm haberini alana kadar.. haberin içeriği beni öyle etkiledi ki.. albümünü indirip mp3 çalarıma yükledim.. sonra da eski olanları..

    Edwyn Collins 2005 şubat ayında birgün evinde bir beyin kanaması geçirip hastaneye kaldırılmış.. 2 ameliyat ve sonra birgün kendine gelmiş.. yazılanlara göre bildiği herşeyi unutmuş.. yürümeyi, konuşmayı, okumayı, yazmayı, gitar çalmayı.. herşeyi yeniden öğrenmek zorunda kalmış.. 7. solo albümü olan Home Again çıktığında hala gitar çalmayı öğreniyormuş.. Home Again’in birçok şeyi aslında Collins hastalanmadan önce hazırmış.. fakat bitişi Collins iyileştikten sonra gerçekleşmiş.. ama sanki tümden bir miladı var gibi albümün.. aynı mp3 çalarda eski albümleri ve yeni albümleri bir arada dinlerken Home Again tarz olarak eski parçalarından hemen ayrılabiliyor.. biraz daha sakin, biraz daha görmüş geçirmiş.. biraz daha ağır.. hit şarkıları olan değil de baştan sona sıkılmadan dinlenebilecek bir albüm..

    A Girl Like You eski albümlerini arayıp bulmama sebebiyet vermemişti ama Home Again daha büyük bir etkiye sahip.. Home Again’deki parçaları tek tek ayırmak mümkün değil.. tabii eski albümlerinden Out of This World ya da The Campaign For Real Rock da dinlemeye doyamayacağım şarkılardan..

    ** The Campaign For Real Rock bende Gravedigger’a benzer bir etki yaptı.. onun gibi değil ama ona benzer.. başka zaman anlatırım..

    Radyo Boğaziçi Sınırsız Müzik Günleri Helldorado Konseri

    Çarşamba 15 Ekim 2008

    Radyo Boğaziçi’nin sunduğu Helldorado konserine ne yazıkki ben gidemedim..

    konser, önceden de duyrulduğu gibi cuma gecesi (10.10.2008) gerçekleşmedi.. biz filmimizden çıkmış, hafif yağan yağmur altında Boğaziçi Üniversitesi kampüsüne doğru  ilerlerken açıkçası bu ihtimali gözönünde bulundurmadık.. oraya vardığımızda yağmur şiddetlendi.. seyirci adayları buldukları her ağacın, şemsiyenin altına girerek, tamamen sırılsıklam olmuş bir şekilde, ellerinde biralarıyla azimle Helldorado’nun sahne almasını bekledi.. ancak meğerse kurulan sahne hiç de korunaklı bir sahne değilmiş ve grup elemanlarının hazırlığını yapan ekip çoktan elektrik kaçağına maruz kalmışmış..

    üzgün bir şekilde, o yağmurda ve trafikte evimize döndük..

    12.10.2008 pazar akşamı Helldorado konserinin yapılacağı haberini aldık ama artık çok geçti.. ben kuzenimle cumartesi katıldığım bir yürüyüş sonucu yorgun ve harap düşmüş bir halde pazar gününü evde geçirmenin daha uygun olacağına karar verdim.. ama kardeşimi gönderip, konseri izletip, benim için fotoğraf çekmesini istemekten de geri kalmadım..

    konser daha öncekiler gibi yine çok güzelmiş.. (bu sefer kapalı bir salonda yapılmış..) grup elemanları bir ara sahneden inip seyircilerin arasına bile karışmış..

    konserle ilgili tatsız durum, konserin pazar akşamına alındığından birçok insanın haberdar olamaması.. bu yüzden bileti olduğu halde Helldoradoyu izleyemeyen birçok kişi olduğunu sanıyorum.. tüm bu tersliklerin yanında Radyo Boğaziçi ekibini kendimce tebrik etmeden geçemeyeceğim.. her türlü olumsuzluğa rağmen Helldorado’yu sahneye çıkarmadan göndermediler..

    ben mi..

    ben konsere gidemediğim için o kadar da üzülmüyorum.. nasıl olsa bir gün Helldorado benim barımda sahne alacak..  o zaman bol bol dinlerim..

    sonbahar film haftası

    Cuma 10 Ekim 2008

    FilmEkimi bugün başlıyor..

    Uzun zamandır hayalini kurduğum gibi bu sene istediğim hemen her filme biletim ve hatta film için ayrılmış iki koca günüm var..

    Hepsini anlatacağım iyi kötü..

    Bugünün bir de başka güzel yanı var ama..

    Akşam Radyo Boğaziçi’nin Helldorado konseri..

    Sahnede ilk izlediğim günden beri aklımda onlarla ilgili bir hayal; birgün o çok istediğim barı açarsam, her cumartesi Helldorado çalmaya gelecek..

    Kısmet..

    Herkese iyi seyirler..

    Still of the Night

    Pazar 13 Temmuz 2008

    Whitesnake..

    İstanbulun sayılı güzelliklerinden biri artık benim için konsere gitmek.. Geçtiğimiz hafta en büyüklerden ikisini ön sıralardan izleme ayrıcalığını yaşadım.. David Coverdale gerçek.. Ben gördüm.. Çılgınlar gibi tepinip, bas bas bağarıyor..Now You’re Gone’u da söyleseydi gerçek olmadığını  düşünebilirdim.. Söylemedi.. Konserin sonlarına doğru ön sıralardaki yerimizi terkedip arkalarda bir yer bulduk kendimize..Birer de bira alıp sahnenin keyfini çıkardık.. Coverdale seyirciyi hiç rahat bırakmadı.. O şarkı söylerken kimsenin dikkatinin başka yöne kaymasına müsade etmedi..Still of the Night seyirciyle bir ağızdanbol tekrarlarla söylendi.. Nefisti.. Coverdale tam bir RockStar olarak küstah ve şımarık, seyircisi de bir o kadar boyun eğen ve sadıktı..

    İstanbul’dan Whitesnake geçti..   Benim sesim kısıldı..