Lunawar
  • ANASAYFA
  • melül bakışlı yaban koyununun bununla ne ilgisi var?

    Salı 10 Şubat 2009

    uzun zamandır hafif bir kitap okumanın hasretini çekiyorum.. Rilke, hayatının eziyetini, günlerce sırt çantamda çektikten sonra daha hafif bişeyler okuma hasretiyle yanan ben Yaban Koyununun İzinde‘yi elime aldım.. bir kere Yukio Mişima (o da sadece bir kitap) dan başka Japon bir yazar okumadığım için ayrı bir merakım da vardı..

    kitap güzeldi.. güzeldiden öte kaymak gibiydi.. birsürü ayrıntısı olan ama sıkıcı olmayan, hani bir oturuşta bitiriliverecek kitaplardan.. hikaye; sırtında yıldızı bulunan bir koyun ve onun peşinden yollara düşen genç bir adamın etrafında gelişiyor..

    benim kitapla ilgili tek sıkıntım; kapağında alnının orta yerinde kırmızı bir yıldız olan koyun resmi..

    bana, bu kitabın kapağından çok komünist bir yayının kapağı olmaya adaymış gibi geldi.. zaten konumuz olan koyunun yıldızı ne kırmızı, ne de alnının orta yerinde.. merak edip internette aradığımda, sol butunda ya da sırtında yıldız olan değişik koyun resimleri olan kapak tasarımlarıyla karşılaştım ama alnının orta yerine yakın (tam ortalanamamış) ve gayet eğreti duran kırmızı yıldızlı bir koyun resmiyle karşılaşmadım.. ayrıca konunun da bu resmi çağrıştıracak hiç bir yanı yok.. meraktan, acaba Hakuri Murakami sayın Bahar Giray ın bu tasarımından haberdar mı diye düşünmeden de edemedim..

    rilke’den yaşam dersleri

    Cumartesi 10 Ocak 2009

    yaklaşık 1 asır önce yaşamış ve kendini yazmaya “mecbur” hissetmiş bir adamın tüm hikayelerinin toplandığı kitabı bitireli çok zaman olmadı.. kurguladığı karakterler, mekanlar, durumlar, ölümü içlerinde taşıyorlardı hep.. yaşamla derdi olan binbir karakter, buldukları yollarla (belki) hayatlarını anlamlı kılmaya çalışıyorlardı.. bazıları ise çocuk yaşında sorularının sayısı zirvedeyken tanışıyorlardı ölümle.. (Rilke’nin hep içinde taşıdığı..)

    kitaptaki bir hikaye beni diğerlerinden biraz daha fazla etkiledi.. belki kafamı kurcalamaktan vazgeçmeyen sorular yüzünden, belki de anlatmak istediğini çok net olarak anlatmış olmasından..

    1875-1926 yıllarında yaşamış bir adamın kendine dert edindiklerinin hala tüm gerçekliğiyle burnumun direğini sızlatması biraz üzücü bir durum sanırım..

    “Yaşamda” hikayesinden bir paragraf..

    “Bir yaz gününü düşün. Ne kadar da sınırsız görünüyor, öyle değil mi? Ve bu hiçbirşey değil üstelik, çünkü yazın pek çok günü var. Ve biri diğerine benzemez; her biri ayrı, kendi başına bir mucize. Dışarıda ise sayısız mucize var, hepsi de bizler için. Biz oraya bakmazsak, kim bakabilir ki? Biz burada oturmuş, zekice işler yapıyoruz. Rakamlar yazıyoruz. ‘Aralık ayı kömür sevkiyatı’ yazıyoruz, dışarıda ise yaşam duruyor. ‘Sandık vagon no 7815 yazıyoruz, dışarıdaysa mutluluk var.”

    şimdi biz, hala masamızınn başında.. yaşam dışarda.. “hesap”lar yapıyoruz.. bir gün yaşayacağımız hayatın hesapları..