Radyo Boğaziçi Sınırsız Müzik Günleri Helldorado Konseri
Çarşamba 15 Ekim 2008
Radyo Boğaziçi’nin sunduğu Helldorado konserine ne yazıkki ben gidemedim..
konser, önceden de duyrulduğu gibi cuma gecesi (10.10.2008) gerçekleşmedi.. biz filmimizden çıkmış, hafif yağan yağmur altında Boğaziçi Üniversitesi kampüsüne doğru ilerlerken açıkçası bu ihtimali gözönünde bulundurmadık.. oraya vardığımızda yağmur şiddetlendi.. seyirci adayları buldukları her ağacın, şemsiyenin altına girerek, tamamen sırılsıklam olmuş bir şekilde, ellerinde biralarıyla azimle Helldorado’nun sahne almasını bekledi.. ancak meğerse kurulan sahne hiç de korunaklı bir sahne değilmiş ve grup elemanlarının hazırlığını yapan ekip çoktan elektrik kaçağına maruz kalmışmış..
üzgün bir şekilde, o yağmurda ve trafikte evimize döndük..
12.10.2008 pazar akşamı Helldorado konserinin yapılacağı haberini aldık ama artık çok geçti.. ben kuzenimle cumartesi katıldığım bir yürüyüş sonucu yorgun ve harap düşmüş bir halde pazar gününü evde geçirmenin daha uygun olacağına karar verdim.. ama kardeşimi gönderip, konseri izletip, benim için fotoğraf çekmesini istemekten de geri kalmadım..
konser daha öncekiler gibi yine çok güzelmiş.. (bu sefer kapalı bir salonda yapılmış..) grup elemanları bir ara sahneden inip seyircilerin arasına bile karışmış..
konserle ilgili tatsız durum, konserin pazar akşamına alındığından birçok insanın haberdar olamaması.. bu yüzden bileti olduğu halde Helldoradoyu izleyemeyen birçok kişi olduğunu sanıyorum.. tüm bu tersliklerin yanında Radyo Boğaziçi ekibini kendimce tebrik etmeden geçemeyeceğim.. her türlü olumsuzluğa rağmen Helldorado’yu sahneye çıkarmadan göndermediler..
ben mi..
ben konsere gidemediğim için o kadar da üzülmüyorum.. nasıl olsa bir gün Helldorado benim barımda sahne alacak.. o zaman bol bol dinlerim..
sonbahar film haftası
Cuma 10 Ekim 2008
FilmEkimi bugün başlıyor..
Uzun zamandır hayalini kurduğum gibi bu sene istediğim hemen her filme biletim ve hatta film için ayrılmış iki koca günüm var..
Hepsini anlatacağım iyi kötü..
Bugünün bir de başka güzel yanı var ama..
Akşam Radyo Boğaziçi’nin Helldorado konseri..
Sahnede ilk izlediğim günden beri aklımda onlarla ilgili bir hayal; birgün o çok istediğim barı açarsam, her cumartesi Helldorado çalmaya gelecek..
Kısmet..
Herkese iyi seyirler..
Still of the Night
Pazar 13 Temmuz 2008
Whitesnake..
İstanbulun sayılı güzelliklerinden biri artık benim için konsere gitmek.. Geçtiğimiz hafta en büyüklerden ikisini ön sıralardan izleme ayrıcalığını yaşadım.. David Coverdale gerçek.. Ben gördüm.. Çılgınlar gibi tepinip, bas bas bağarıyor..Now You’re Gone’u da söyleseydi gerçek olmadığını düşünebilirdim.. Söylemedi.. Konserin sonlarına doğru ön sıralardaki yerimizi terkedip arkalarda bir yer bulduk kendimize..Birer de bira alıp sahnenin keyfini çıkardık.. Coverdale seyirciyi hiç rahat bırakmadı.. O şarkı söylerken kimsenin dikkatinin başka yöne kaymasına müsade etmedi..Still of the Night seyirciyle bir ağızdanbol tekrarlarla söylendi.. Nefisti.. Coverdale tam bir RockStar olarak küstah ve şımarık, seyircisi de bir o kadar boyun eğen ve sadıktı..
İstanbul’dan Whitesnake geçti.. Benim sesim kısıldı..
heavy metal forever!!!
Perşembe 26 Haziran 2008
20-21-22 Haziran 2008
uzun zamandır “sert” müzik dinlemiyormuşum meğer.. üstelik kardeşimin de ilk konseri.. Kardeşimle gitmek ayrı bir keyifti.. kocaman gözlerle sahneye bakışını seyretmek.. ve ne kadar da hızlı bira içtiğini hayretler içinde görmek!!
müziği hayatına yaymış benim gibi kişiler için bir konsere gitmek sahne şovu ve dinledikleri dışında bambaşka şeyler de ifade edebiliyor.. Parkorman’ın ücra bir köşesinde ağaçların arasında küçücük, kaybolan hatta nerdeyse hiç ışıklandırılmamış, sese doğru gittiğimiz o küçük sahnede Katatonia’nın kaotik şarkıları için bundan daha şık bir mekan olamayacağını düşünmüştüm gözlerim kapalı dinlerken bazı şarkıları.. aynı his Dark Tranquility’de de vardı.. kalabalığın içinde bazen gözlerimi kapatıp sadece dinledim..
Dark Tranquility performansı benim için tamamen süprizdi.. bence festivalin gözbebeği Testament olacaktı.. muhteşemdiler.. ama ben gidip gitmemek konusunda bile tereddüte düştüğüm bir gruptan böyle bir sahne beklemiyordum.. bazı süprizler benim gibi süpriz sevmeyen biri için bile nefis olabiliyor.. Dark Traniquility’nin seyircisi de en az onlar kadar etkieyiciydi.. kimsenin hakkını yemiyeceğim.. yıllardır Türk metal dinleyicisinin ne muhteşem bir seyirci kitlesi olduğu hakkında yazılmış söylenmiştir.. bundan yıllar sonra da Türk death dinleyicisi hakkında böyle şeyler söylenecek..
bence Dark Tranquility ve Testament dışında festivalin diğer şık yanı Orphaned Land’in artık tamamen “bizden” olduklarını göstermeleriydi.. açıkçası bu konser için seçtikleri şarkıları pek beğenmesem de artık gide gele dilimizi konuşmaları ve konuşmayı tercih etmeleri keyif vericiydi.. (“seviyorummmm” diye bağarıyordu Kobi kalabalığa..)
sahneyle kaynaşmış seyirci beni her zaman büyülemiştir.. o kadar saat sabit bir noktada ayaklarım ve belim uyuşana kadar dikilmemin başka bir açıklaması olamaz.. sahnedeki adama dokunmak için saldırmayan ve sadece sözlerinden ve müziğinden etkilenen yüzlerce binlerce seyirci o müziğin fedaileri gibi gelir bana.. o yüzden konserlerde bulunmak ve o havayı solumak her zaman ayrıcalıklı hissettirir kendimi.. evet şanslıyım.. orda olmak harikaydı.. ellerimi sahneye doğru havaya kaldırırken yakaladım kendimi birçok kez.. sanki sese dokunabilirmişim gibi.. sonra kendimi yakalamayı bıraktım..
notlar..
**20 haziran günü milli maç vardı..Opeth sırasında bir grup kendini bilmez maça dair sloganlar atıyorlardı seyircilerin arka tarfında.. (bir kısmı boyunlarındaki kimliklerinden anlaşılacağı üzere orda görevli kişilerdi..) gaza gelen olmadı.. terbiyesizliğin boyutu büyümedi.. (en azından Parkorman içinde.. ) maçın izlendiği restaurantın içine girip “oooppeetthhh..” diye bağırmadık.. biz konser dinlemeyi seçen bir avuç insandık.. ayıp oldu.. hem bize.. hem Opeth’e..
**aynı gün konser çıkışı eve gitmeye çalışırken Maslak’ta Levent yönünde yere bağdaş kurup oturark bayrak sallayıp marş söyleyen bir kaç şahıs gerçekten çok salak görünüyorlardı.. hiç bir kutlamaya karşı değilim.. aksine herşey kutlanabilir benim için.. ama bırakın bir dolmuşun dolmuşluktan çıkıp taşmış durumda olmasının verdiği eziyeti.. bir ambulans ya da hasta taşıyan bir araç da olabilirdi o kilometrelerce durmuş bekleyen trafiğin arkasında..
**evet gene aynı gün.. o zirzopların asfalttan kalkıp yolu açmalarını beklerken, yanımızda bizimle burun buruna giden kallavi jipin penceresine oturmuş bayrak sallayan adamın bir mavi minibüs dolusu genelde siyah giyinmiş formlarını yitirmiş bir avuç zavallıya bakarak “aaa.. satanikler..” diye bağırması beni hem korkuttu hem de o adamla aynı havayı soluduğum için utandırdı..
**Orphaned Land “A Neverending Way” i çalarken esen rüzgar çok güzeldi..
**Orphaned Land’in Estarabim’i söylerken ellerimizi kollarımızı sağa sola sallattırması geçici bir bozukluk yaptı bünyemde.. üzerinde günler geçmesine rağmen hala kollarımı havaya kaldırıp sağa sola ritmik sallayarak “sağdan soldan.. estarabim..” diyebiliyorum.. kardeşim çok gülüyor..
ve son söz..
Chuck Billy.. sahneyi terkederken dedi ki..
“don’t forget.. heavy metal forever!!!”
ben bunu hiç unutmayacağım.. hem de hiç..
Site içi arama
LunaLinka
Lunaskop
yorum yazabilmeniz için;
giriş yapmanız, üye olmanız gerekmiyor.. siz yazıyorsunuz ben onaylıyorum..cibran;
.. Bugün üstümden çıkardığım bir giysi değil, kendi ellerimle yırttığım derim, kabuğum.. Geride bıraktığım bir düşünce değil, açlık ve susuzlukla tatlandırılmış bir gönül... Yine de daha fazla oyalanamam... Herşeyi kendine çeken deniz beni de çağırıyor; yola çıkmalıyım... Çünkü kalmak, saatler geceyle yanarken, donmak, kristalleşmek ve bir kalıba dökülmek demek... Buradaki herşeyi memnuniyetle yanıma alırdım, ama nasıl? Bir ses, dili ve ona kanat olan dudakları taşıyamaz. Boşluğu yalnız başına aramalı... ..Lunadoc der ki;
bol su iç.. içmeden önce suya güzel şeyler söyle..Lagaluga;
'bir pop yıldızıyla bir terörist arasındaki en büyük fark.. pop yıldızıyla pazarlık edemezsiniz..'fosforlu;
dert dediğin nedir ki.. konuşa konuşa tükenir..
