antilop ve flurya
Pazartesi 7 Kasım 2011
haftalardır çektiğim bel ağrısının bana en büyük katkısı bol bol film izlemek ve biraz da kitap okuyabilmek oldu..
birsüre önce başladığım ama bitirmek için bir türlü fırsat bulamadığım Antilop ve Flurya da bu arada rafta, okunmuş kitaplar arasında yerini aldı.. genel yargım Margaret Atwood hakkında daha fazla şey öğrenip başka kitaplarını da okumak istediğim yönünde..
kitapta gelecek insan ırkı için bir korku ütopyası olarak çizilmiş.. şimdilerde ayıplayıp karşı durduğumuz birçok şey o günler için tüketilmesi normal şeyler haline gelmiş.. şiddet ve idamlar.. kadınlara ve özellikle çocuklara yönelik cinsel istismar.. uyuşturucu maddelerin legal olması ve yaş sınırının olmaması.. yiyeceklerin kalitesiz ve doğal olmaması.. insan kedi kendini yoketmeden önce olabildiğince kendine ve dünyaya zarar vermiş ve şimdi dünya “yeni” birşeye hazır.. Margaret Atwood’un bu kitabındaki “yeni dünya” her ne kadar korku ütopyasıyla gelmiş de olsa bir yandan da o kadar cazip ki.. kitabın sonlarına doğru bu yeni dünya için karar verici olmak hakkında düşünmekten kendimi alamadım..
kitap alternatif dünyalardan hoşlananlar için oldukça ilgi çekici olabilir diye düşünüyorum ama sanıyorum bir alternatif dünya olabileceğine inanmayanlar için ise büyük bir zaman kaybı ki belki de bu konuda düşünmesi gereken birincil kişiler onlar.. ya da benim alternatif dünyalar hakkında bu kadar düşünüyor olmam zaman kaybı.. ama alternatif dünyalar bana alternatif bir hayat için ilham veriyorlar.. tüm umudumu çalmalarına kaşın..
“Flurya, sahildeki mercanladan Flurya’nın Çocuklarının kemiklerini yarattı. Etlerini de mangodan yarattı. Antilop’un Çocukları’ysa Antilop’un yumurtladığı dev bir yumurtadan çıktılar. Aslında Antilop iki yumurta yumurtlamıştı: Biri hayvanlarda, kuşlarla ve balıklarla, diğeriyse sözcüklerle doluydu. Ama sözcüklerle dolu yumurta önce çatladı. Flurya’nın Çocukları o sırada çoktan yaratılmış olduklarından bütün sözcükleri yediler, çünkü karınları açtı. Böylece ikinci yumurta çatladığında ortada hiç sözcük kalmamıştı. Hayvanlar işte bu yüzden konuşamaz.”


başlarken öyle bir solukta bitireceğimi pek de tahmin etmemiştim.. malum bir 
“Sonra Şehrazad’a döndü: “Hemşire,” dedi, “Tanrı aşkına, geceyi geçirmemize yardım edecek bir masal anlat bize…” diye başlıyor Eva Luna.. Isabel Allende’nin benim için çok özel olan kitaplarından bir diğeri.. Bundan yıllar öncesinde okuyup, birgün Şili’ye gidersem bu kadına olan hayranlığımın vesile olacağını düşünmüştüm..
bestseller kelimesi imdb puanı kadar tehlikeli olabiliyor..
İmkansızın Şarkısı’nı ne yazık ki istediğim zamanda okuyamamıştım..
okumaya kıyamadığım