tost dediğin..
Pazar 26 Aralık 2010
geçtiğimiz günlerde canım tost çekti.. mutfaktaki yersizliğimizden dolayı tost makinasını sarıp sarmalayıp kaldırmıştım.. zaten son zamanlarda sadece ekmek ısıtmak için kullanır olmuştuk..
ben de işyerim civarınaki “kahvaltı” veren yerlere ve büfelere gitmeye başladım.. ilk gittiğim yer Marmaris Büfe oldu ki temelde tost yaptıklarını sanıyordum.. “salçalı kaşarlı sucuklu bir tost istiyorum” dedim.. “salça yok bizim özel sosumuz var” dediler.. hayal kırıklığı bir.. ertesi gün kahvaltı da veren bir restauranta gittim ki kahvaltılık çeşitleri oldukça boldu.. “bizde salça yok efendim ama değişik soslarımız var” dediler.. (hayır salça yoksa menüdeki o kadar yemeği nasıl yapıyorsunuz.. ne? yemeklerde de mi salça yok! böyle bir diyalog geçmedi tabii.. ama bir tosta 7 lira vereceksem salça isterim be kardeşim..) bu arayışım bir süre böyle sürüp gitti.. ama daha ilk günden aklıma yıllar önce bir “tostçu” açma girişimim geldi.. ve her salçasız yenilgide o günleri düşündüm.. söyleyeyim, kıskanç ve korkak iki kızın mal sahibine eğer luna’ya dükkanını kiralarsan biz çıkarız” diye tehdit savurmasından ve mal sahibinin komşu dükkandaki 3 senelik restaurantlarını kapatacakları yalanını yutması yüzünden kaporam elimde, hayallerim cebimde, eh biraz da zarar etmiş olarak nefis bir hayali hayatımaki “tamamlanmamış işler” hanesine eklememle sonuçlandı bu hikaye..
bir haftalık uğraşlarım meyvesini evde tost makinamızı sarmalanıp kaldırıldığı yerden çıkarmamla ve kendime nefis bir salçalı, kaşarlı, sucuklu tost yapmamla verdi.. canım nasıl çektiyse artık, lokmaları çiğnemeden yuratak mideme bir yarım ekmeği indirmiş oldum.. evet.. sanki hiç daha önce yememişim gibi tadı da damağımda kaldı yani..
bu acıları çekmiş bir tostsever olarak şuraya tost yapmakla ilgili bazı kurallar yazacağım.. beğenmeyen varsa gitsin kendi tostunu kendi yapsın..
1. (nomalde bu kadar önemli bir ayrıntı olmayabilir ama beni çok dertlendirdiği için 1. madde olarak yazıyorum..) tost yapıyorsan kardeşim, salçalı tost gerçeğini yadsımayacaksın.. salça tostun tatlı bir gerçeğidir..
2. tost ekmeği isteğe göre hoş olabileceği gibi en güzel tost hafif bayatlamış yarım ekmeğe yapılır.. hatta ekmeğin içindeki fazlalıklar alınır ki hamur olmasın..
3. 2. madde ucundan değindiğim gibi, tost hafif bayat hatta bayat ekmeğe yapılır.. taze ekmek hamur olur.. can sıkar..
4. bayat ekmek yumuşasın ve dağalmasın diye tost margarinle yağlanır.. (bırak şimdi diyeti, yarım ekmek tost yiyorsun!!)
5. tosta konulacak malzemeler ince dilimlenmelidir.. bol konulabilir, kat kat konulabilir ama ince dilimlenmelidir..
6. tosta eğer sucuk ve benzeri et neşriyatı girecek ise bu malzemeler en önce tost makinası üzerinde hafifçe pişirilmelidir.. ekmeğin içinde pişmeyebilirler çünkü.. ekmeği, salçası, peyniri pişmiş tostun içinde tatsızlık çıkarabilirler..
7. bu bir kural değil bir tavsiyedir.. sevdiğim bir diğer tost çeşidi.. adı var mı bilmem ama yok ise “lunatost” olsun.. tosta girecek tüm malzemeler tost makinasında ayrı ayrı pişirilip sonradan bir araya getirilince de acaip şukela birşey olur.. tost ekmeği içli dışlı pişirilir.. peynir, sucuk ve diğerleri de makinanın üzerinde güzelce pişirilir.. sonra malzemeler ekmeğin içine doldurulur.. bu tarz tosta ketçap çok yakışır.. ama en güzeli her şey bittikten sonra makinanın üzerine bir de yumurta kırıp güzelce piştikten sonra ekmeğin arasına eklemektir..
8. tost dediğin kıstırılır kardeşim.. ne biliyim işte.. kıstırılır.. bastırılır.. kağıt gibi olur..
kurallar bu kadar.. ayriyetten tostun salçalısı kadının kalçalısı makbuldür diyerekten bu konuyu bağlıyorum..
Erdek’te Gökhan Abi (keşke dükkanın adını da hatırlasaydım ama böyle merkezi bir yer.. aslında bakkal ama Rıfkı felan adını verdiği tostlar yüzünden dükkanın önünde kuyruk olur..) ve Bursa’da Sönmez İş Merkezinin alt katındaki tostçu abiye hayatıma kattıkları nefis tostlar için teşekkürlerimi gönderiyorum..
geçtiğimiz haftalarda tanıştım grupla.. aslında yaz başından beri
neredeyse bir sene sonra yine aynı yerdeyiz..
dün gece yağmur sesiyle uyandım.. sabah gökyüzü bulut kaplıydı.. bulutların arasından yere inen sabah ışıkları ıslak sokaklarda parlıyordu.. hafif bir üşüme.. evden tedbirli çıkma durumu..
kaç zamandır
uçma fikrinden hoşlanmam.. üç kez uçağa binmişliğim vardı ama hepsi ayrı felaket..
aslında müzik hakkında yazmak beni biraz tedirgin ediyor.. bir albüm, bir şarkı, bir müzisyen hakkında birşeyler söyleme kalktığımda doğru kelimeleri bulamıyorum bir türlü.. onların hakkında konuşmak haddim değilmiş gibi geliyor.. iki nota basamayan, sesi kargadan hallice olan ben nasıl olur da tüm duygularını ortaya dökecek kadar cesaretli insanlar karşısında “ı ıh.. olmamış..” diyebilirim ki..
haftasonu ben yine evimin arkabahçesi bellediğim Eminönü’ndeydim.. bir arkadaşımla sabahtan buluşup ortalık kalabalıklaşmadan alışveriş yapalı istedik.. aklıma hemen Derya Büfe geldi.. kahvaltıyı orda yapmaya karar verdik.. bi kere az yağmurlu, ferah bir gündü.. biraz erken gidip Karaköy’de birkaç fotoğraf çektim, sonra da arkadaşımla buluşup Derya Büfe’ye gittik..
olacak iş değil..
biraz gezmek istiyor canım..