bahar mı geliyor?
Cumartesi 20 Mart 2010
çocukluğum güzel yerlerde geçti.. o zaman çok iyi anlayamasam da..
yukarıdaki resmi Zenith makinamla çekmişim.. resimdeki yer Assos..
ben öyle bir çokları gibi Assos’a gitmek için zaman ve para ayarlaması gerekenlerden değildim.. bir haftasonu sabahı karar verip, yola çıktıktan en fazla 2 saat sonra (bu kadar uzun olmasının sebebi o birbirinden külüstür dolmuşlar ve onların acaip kalkış saatlari..) Assos’ta denize giriyor ya da kayalara oturmuş şarap içiyor olabilirdim..
bizim oraların en acaip zamanları bu zamanlardır..
zaten bunları yazmamın sebebi de sabah camı açtığımda içeri dolan serin hava ve güneş..
tam da bu zamanlarda denize girmeye başlardık biz.. güzeşin altında kalınca baygınlık geçirecek kadar ısınırsınız ama denize girmeye kalkınca donarsınız.. dışarı çıkınca da o ana kadar farketmediğiniz serin rüzgar sizi titretmeye devam eder.. zaten güneş gitmeye başladı mı sırt çantanızdan kazaklar çıkıverir..
üstte kazak veya hırka altta şort ve sandaletle yıllar geçirdim ben..
şimdi en çok aradığım ve özlediğim şeylerden biri bu..
garip çocuklardık yahu.. yaz kış deniz kıyısında, bir kumsalda ya da kayaların tepesinde ya da bir dalga kıranda geçti mevsimlerimiz.. hep sırt çantalarında taşıdık en önemli eşyalarımızı.. bir kazak ve çorap.. mutlaka okunacak birşeyler ve illaki karalanacak bir defter..
neyse..
bugün böyle başladı işte..
elimde bir fincan kahveyle..
bir de o zamanlar kahveyi de bilmezdik biz..
haftasonu Momo’nun aldığı güzel bakır cezvemle abimin hediye ettiği güzel el işi fincanımda (Yıldız Porselen) mis gibi Kurukahveci Mehmet Efendi’nin nefis kahvesinden içtim..
yepyeni bir maceranın peşindeyim son günlerde.. beni okumak kadar mutlu eden bişey.. internette resimler arasında kayboluyorum.. sadece resim ama.. öykülerini kafamdan yazıyorum.. resmin bir köşesine benden bir eşya iliştiriyorum.. gözlüğümü koyuyorum masanın üzerine.. kitabımı bırakıyorum divana.. hızlı hızlı.. ordan oraya..
şu yanda gördüğünüz benim kahveli – kakaolu kekim..