Lunawar
  • ANASAYFA
  • yolda

    Salı 8 Aralık 2009

    uzun bir süre okumak için doğru zamanın gelmesini bekledikten sonra belki de okunabilecek en kötü zamanda Yolda‘yı okudum.. sayfaların kenarlarını kıvırdım (ki başkası benim kitabıma yapsa asla tahammül göstermeyeceğim birşey) notlar aldım..

    Zen Kaçıkları‘nı okurken yaşadıklarımın neredeyse aynısını yaşadım.. kitabın ilk yarısı, insanları biraz biraz tanıyıp (ve zaten bu adamların da paralel olarak aynı dönemlerde deliler gibi kitap yazdıkarını düşünürsek) merak edip anlamaya çalışırken yavaş yavaş geçti.. ikinci yarı ise akıntıya kapılmış gibi geri dönüp notlara bile bakmadan neredeyse bir gecede..

    ister istemez yola çıktığımız günlere gittim.. hayatın ne kadar da kolay olduğunu (tabii şimdi burdan bakınca) anımsadım.. yola çıkmayı ve yola çıkanları ağırlamayı özledim.. sonra yeniden yola çıkabilecek gücü bulmayı da diledim tabi..

    bu yazıya bir Jack Kerouac fotoğrafı koymaya niyetlenmiştim ama şimdi yazarken kendi “yolda ” fotoğraflarımdan birinde karar kıldım.. bana da ilham olsun diye..

    “Direksiyona abanıp topukladı; havasını bulmuştu, herkes farkındaydı. Hepimiz keyifliydik, karmaşayı ve anlamsızlığı arkada bıraktığımızın, zamanla ilgili tek ve yüce işlevimizi yerine getirmekte olduğumuzun farkınaydık: hareket etmek. Ve ettik!” (S: 140)

    uzman avı

    Pazartesi 23 Mart 2009

    TV 8 de Uzman Avı vardı.. Defne Joy’un sunduğu.. izlemekten hoşlandığım sayılı yarışmalardan..

    her izleyişimde kendi kendime düşünürdüm, birgün yolda karşılaşsak ve bana da teklifte bulunsa.. oynar mıydım.. oynasam uzmanlık alanı olarak ne seçerdim..

    sınırsız lüzumsuz işin içinde “ben bu konuda çok iyiyim” diyebileceğim bir konu yokmuş gibi gelirdi bana ve biraz sıkılırdım.. (şimdi de öyle geliyor tabii ama yarışma artık yayında olmadığı için daha az düşünüyorum..)

    mesela demek isterdim ki..

    bahçecilik hakkında herşeyi biliyorum.. Müjde Ar hakkında da.. Halil Cibran, Jack Kerouac veya beat kuşağı hakkında.. mezeler ya da Afrika hakkında da.. viski nasıl yapılır, bir Çinli bir Japondan nasıl ayrılır..

    şık olurdu.. kendimi çok iyi hissederdim.. şimdi çok emin değilim..

    ** kendi “yol”unu yürümüş adam Jack Kerouac resmi olsun bu yazıda istedim.. saygıyla..

    Chelsea On The Rocks

    Pazar 12 Ekim 2008

    Abel Ferrar‘ya ait bir belgesel Chelsea on the Rock..

    FilmEkimi dahilinde izlediğimiz ilk film..

    içinde yokyok.. efsane otelin daim kiracıları ve gelip geçici konuklarıyla olan gerçek anlamda 1957 de işletmeyi babasından devralan Stanley Bard ile başlayan “hayat”ını  84 dakikaya sığdırmaya çalışmış Ferrar.. ( otelin ‘57 den öncesi de var tabii.. 1884 de açılmış ilk olarak ve 1940 da S. Bard’ın babası David Bard tarafından devralınmış.. o dönemde de bir çok ünlü konuğu olmuş.. ama belgeselimizin konusu biraz daha yakın tarih..) bence? benim öğrenmek istediğim daha çokkk şey var..

    belgeselde (kısalığının dışında) can sıkıcı canlandırmalar vardı.. Janis Joplin, Sid Vicious gibi karakterleri canlandırmalarla filme dahil etmişler.. şimdi oturup Janis Joplin’in hayatını anlatan bir film/belgesel izlesem, acaba Janis’i canlandıracak karakteri ne kadar içime sindirebilirim, ne kadar Janis olarak bakabilirim çok iyi kestiremiyorum.. ancak bir de bu canlandırmalar 5er 10ar dakika olunca.. insanın içine hiç sinmiyor, hafif iç gıcıklayıcı, can sıkıcı bir etki yaratıyor.. ama bu eğreti durumu affedilir kılan bir nokta var ki; Nancy’nin ölüm gecesi de canlandırmalara dahil edilmiş.. yıllarca yazılıp çizildiğinin aksine burada hayatının aşkı Nancy’yi öldüren kişi Sid değil.. sanırım bu konu bir muamma olarak kalacak ama ben burada işleniş şeklinden çok memnun kaldım..

    bunun dışında Ethan Hawk, Milos Forman ve hayatlarının bir bölümünde otelde ziyaretçi olmuş sanat adamından otelle ilgili hikayeler ve anılar dinliyoruz..  otel intiharlara (ki bir vücudun betona çarpma sesi sıradan bir olaymış gibi anlatılıyor), uyuşturucu partilerine ve bir çok sanat eserine ev sahipliği yapmış.. (Jack Kerouac’ın Yolda’sını bu otelde yazdığı söylenir..) ayrıca filmlere ve şarkılara ilham vermiş.. (Leonard Cohen bu otelde Janis Joplin’le geçirdiği bir geceden sonra “chelsea hotel no.2” yi yazmış, Luc Beson “Leon: The Professional”ı bu otelde çekmiş..)

    Chelsea Hotel yeraltı hayatının, kara kitapların, hastalıklı şarkıların yuvası olup; karanlık insanların, uyuşturucuya emanet edilmiş zihinlerinin özgürce dokuduğu hiç bir benzeri olmayan sanat eserlerinin doğduğu, bazı hayatların söndüğü bir sır yuvası olarak hayatını devam ettirmiş..

    şimdilerde ise bir müze havasında zamanının en pahallı müşterilerini ağırlıyor..

    belgeselde iyi/kötü herkes için birşeyler var..

    izlemek isteyenler için belgeselin tekrarı 15 Ekim Çarşamba günü saat 13:30da..

    lüzumsuz bilgi:

    * otelde en uzun süre konaklayan kişi Virgil Thompson.. tam 54 sene..

    * Hotel Chelsea’nin bütün odaları birbirinden farklı döşenmiş..

    bu arada resimde William S. Burroughs ve Andy Warhol aynı masada.. (olacak iş değil..)

    bir de izleyecek olanlara bir öneri.. havaya girmek için otel hakkında biraz araştırma fena olmaz..

    (Helldorado konseriyle ilgili bilgi sonra..)