Lunawar
  • ANASAYFA
  • gittim döndüm..

    Cuma 26 Ağustos 2011

    insan uzun süre yazmayınca nerden başlayacağını nasıl yazacağını pek bilemiyor..
    bir Hobbit hikayesi kadar eğlenceli olmasa da döndüm ben..
    gitmeden önce koşuşturdum durdum.. şimdi de farkı yok..
    bir sene boyunca beklenen Kabak ziyareti gerçekleşti.. ve yine karanlık yalanlarla dolu hayatımıza geri döndük.. çok içler acısı ve dramatik bir cümle oldu ama burdan bakınca öyle gözüküyor yapacak bir şey yok..

    Kabak’tan biriyle konuştum geçen gün.. naber dedi.. nolsun dört duvar dedim.. allah sabır versin dedi.. katlanmaya çalışıyoruz dedim..

    gitmeden önce çok çalıştım.. bir güzel bebeğin doğumuna şahitlik ettim, bir “eskici”nin ürün çekimine katıldım.. bu arada makinamı değiştirmeye iyiden iyiye karar verdim.. tabii gene ince hesaplar başladı.. onun dışında iş yerimde de çıkmaz ayın 9 çarşambası bir araya geldi, öyle ki bir ara öğrenci moduna geçip 4 saat uyu 4 saat çalış şeklinde idare ettim.. heralde bu yüzden tatile biraz gergin başladım.. ama kitap okumak ve sadece durmak herşeyin ilacı.. insan kendini bozup hurdaya çıkarabildiği gibi kendi kendine ilaç da olabiliyor..

    tatilimize Kaş’da başladık, Ado bize ev sahipliği yaptı ve bana güzel güzel çiçekler verdi.. eve geldiğim gibi ektim hepsini, umarım tutacaklar.. tutarlarsa ben de isteyenlerle paylaşıveririm.. güzel olur..

    sonra Kabak’ta bol bol kitap okuyup bira tükettim.. kendime bu sene bambaşka bir kıyak geçip Kabak’ta Isabel Allende okudum.. Isabel Allende benim zor gün dostum, enerji verici “sihirli mantar”ım.. o yüzden evde hep okunmamış bir kitabını mutlaka tutarım zor günler için.. hele Kabak gibi enerji dolduğum bir yerde harcamam hiç.. Denizin Altındaki Ada iki günde kum oldu eridi ellerimde.. belki seneye (tabii mutlaka yeni bir kitap yazması lazım bu arada) de Haruki Murakami alırım yanıma bir tane..
    şimdi yine tatilden önceki son gün.. bu sefer büyük beklentilerim yok, o yüzden hayal kırıklıklarına açığım.. (“hayal kırıklıklarına bayılırım” demişti birgün  biri bana..) ama lütfen çok kalbimi kırmaynız.. yeni fotolar istiyorum tatil dönüşü bir sürü.. bir de şu “eskici”nin photoshop işleri bitse çok güzel olur..
    ama yok sana bu kadar yeter, nefis bir tatil olacak, işlerin hem hayatında hem de işinde rast gidecek, mutluluktan al yanak olacaksın diyorsanız ona da eyvallah..

    Kabak’ta bu sene çek dalga vardı.. ben sevdim.. bu dalgalarda yüzdüm.. bu fotoğrafı çektiğimin ertesi günü dalgalar 2 metreyi buldu.. onları da sevdim.. onlarla da yüzdüm..

    bir gece bu gökyüzüne alık alık bakarken hayatımın en parlak ve uzun yıldız kaymasını gördüm.. sandım ki gökyüzü ikiye bölündü..

    o sağda kitap okuyan benim.. kahvaltı üstü..

    işte şimdi burnumun direği sızladı..

    I told you I was trouble..

    Perşembe 28 Temmuz 2011

    Haruki Murakami ya da Isabel Allende için sık sık hissettiğim bir rahatsızlık vardır.. ölürlerse ya da yazmayı bırakırlarsa diye.. bugün mp3 çalarım benim için bir Amy şarkısı seçmişken içim buruldu.. ben Amy’yi çok seviyordum..


    Canım Sevgilim Ines

    Pazar 23 Ocak 2011

    ne zaman Isabel Allende okusam ardından başka birşeyler okumaya başlamak için en az bir gün beklemem gerekiyor.. buna rağmen ne okursam okuyayım dili yavan, hikayesi bayat geliyor.. benim Allende okumam diğer her kitaba haksız yani asında..
    bu sefer Şili Fatihi Ines Suarez’in hikayesini okudum Allende’nin ağzından.. anlattığı kadınlar hangi ülkede hangi koşullar altında olursa olsun birbirini andırmalarına rağmen bir yandan da o kadar farklılar ki.. belki de cesaret tat ve haz alma duygusu ortak noktaları sadece.. ben bazen ayıramıyorum..
    Ines Suarez 1500 lü yıllarda Şili’nin fethine katılmış, Santiago’nun kuruluşunda rol almış tarihi bir karekter.. Ines Suarez’in yaşlılık günleride kızı Isabel’e kendi hayatını ve Şili’nin fethini anlatan bir döküman bırakma girişimin eseri bu roman.. Allende sayısız tarihi döküman okuduktan sonra fethi Ines Suarez’in ağzından hikayeleştirmiş..
    “birkaç haftalık ömrüm kaldı, bunu biliyorum çünkü arasıra kalbim atmayı unutuyor, başım dönüyor, düşüyorum, artık iştahım da yok. Beni suçladığın gibi,sırf senin canını sıkmak için açlıktan kendimi öldürmek niyetinde olduğum da doğru değil yavrum, yemeklerde kum tadı var, hiçbirini yutamıyorum, o yüzden yudum yudum süt içerek besleniyorum. Çok zayıfladım, tıpkı kıtlık zamanlarındaki gibi üstü deri kaplı bir iskelete dönüştüm, ama o zamanlar gençtim. Sıska bir ihtiyar acınası birşeydir, kulaklarım kocaman oldu, rüzgar püf dese yüzükoyun yıkılacağım. Her an uçabilirim. Bu hikayeyi kısaltmalıyım, yoksa mürekkep hokkamın içinde daha çok ölüler kalacak. Onlar öldüler, aşklarımın hemen hepsi öldü, benim kadar uzun yaşamanın bedeli de bu işte.”
    Canım Sevgilim Ines ben her Allende kitabı gibi müthiş bir keyfe sürüklerken bir yandan da bana ilham verdi.. umarım kalıcı olur..

    Eva Luna’nın ardından

    Pazar 6 Haziran 2010

    “Sonra Şehrazad’a döndü: “Hemşire,” dedi, “Tanrı aşkına, geceyi geçirmemize yardım edecek bir masal anlat bize…” diye başlıyor Eva Luna.. Isabel Allende’nin benim için çok özel olan kitaplarından bir diğeri.. Bundan yıllar öncesinde okuyup, birgün Şili’ye gidersem bu kadına olan hayranlığımın vesile olacağını düşünmüştüm..

    üzerinden yıllar geçti.. kendime bir güzellik yapıp yine aldım elime Eva Luna’yı..

    iş savaş, generaller, diktatörlük, sınıf farkları, çalışmak, yalnızlık, gerilla savaşları, orospular, travestiler, hapishaneler, aşk ve masallar üzerine bir kitap.. daha var mı? elbette var.. herkes için bambaşka bir portresi olacağına inandığım bir kitap..

    ardından gelen Eva Luna Anlatıyor ise bir önceki kitapta tanıştığımız, doğumundan koca bir kadın olana dek hayatına tanıklık yaptığımız Eva Luna’nın sevgilisi için anlattığı masallarla dolu.. yukarıda yazdıklarım, yani Eva’nın hayatında olan herşey bu masallarda da var.. bir general.. çok uzaklardaki bir kasaba.. hemen herşey..

    ancak sadece son bölüm biraz farklı.. son bölümde Eva Luna bize veda ediyor..

    yine bir solukta okudum Allende’yi.. yine yetmedi tadı damağımda kaldı..

    “Aklıma ilk gelen, susarsak hiç birşey olmamış olacağıydı. Dillendirilmeyen şey ok sayılır; suskunluk zamanla herşeyi siler ve anılar solar. ”

    Eva Luna Anlatıyor’un sonunda Eva’nın vedasından sonra şu sözcüklerle uğurluyor yaza bizi..

    “Ve sözlerini bu anında Şehrazad tanyerinin ağardığını gördü ve sustu.”

    kaderin kızı

    Cuma 23 Ekim 2009

    okumaya kıyamadığım Isabel Allende kitapları var.. onlardan biriydi Kaderin Kızı.. istemeye istemeye bitirdim işte yine.. Allende’nin kurduğu dünyalar beni benden alıyor desem yeridir..

    Şili’de Valparaiso adlı liman kentinde şehrin ileri gelenlerinden bir ailenin evlatlığı Eliza’nın hikayesi..  Eliza neredeyse tüm Allende kadınları gibi özel yetenekleri olan bir çocuktur.. tazı gibi bir burnu vardır (sadece bir kez koklamayla bir yemeğin tüm malzemelerini sayabilir) ve istediğinde istemediklerine görünmeyebilir.. küçük bir hanımefendi olmak için yetiştirilir.. piyano çalmayı, kafasında kitapla dik yürümeyi, Fransızca’yı öğrenir.. ancak 17 yaşına geldiğinde bir gün kendi sınıfından olmayan birine aşık olur  ve onun peşinden yollara düşer.. 1850ler.. Amerika’da altına hücum’un yaşandığı yıllar.. tarihte yaşanmış olayların arasında Eliza ve akıl hocası – kader arkadaşı Çinli şifacı Tao Chi’en’in başlarından geçenler etkileyici bir dille anlatılıyor.. yine diğer Allende kitaplarında olduğu gibi hikaye sedece kitabın kahramanı etrafında dönmüyor.. Eliza ile birlikte bir dolandırıcının, müstehcen hikayeler yazan bir kadının, bir kanun kaçağının, bir genelev patroniçesinin, bir şifacının ve daha nicelerinin hayatlarının nasıl değiştiğini görüyoruz..

    Allende bu kitapta bazı yerlerde ileride olacaklardan da bahsetmiş.. hani, flashforward gibi.. olaylar gerçekleşene kadar hikayenin oraya nasıl geleceğini hayal bile edemiyorsunuz..

    şimdi yeni bir Allende kitabı okumadan önce yine bir süre başka kitaplar okuyacağım.. ki elimdeki Allende’ler hemen bitmesin..

    aşktan ve gölgeden

    Salı 12 Mayıs 2009

    uzun zaman olmuştu Isabel Allende okumayalı..

    bir kitapçıda çalışırken (en sevdiğim işlerimden biriydi..) ve bir kitapçıda çalışmaktan kazandığım para ne yazık ki gözümün önünde sıra sıra dizili kitapları satınalamazken ve birçoğunun arka kapak yazılarını ezberlerken.. yaz, o yaz güzeldi sanırım.. işte tam da o yaz tanıştım Isabel Allende ile.. ilk kitap Ruhlar Evi‘ydi.. dilim tutulmuş.. şaşkına dönmüştüm.. Allende’nin tarzını övecek ya da hakkında konuşacak değilim.. bana düşmez.. tek söyleyeceğim tutkusunu elle tutulur, gözle görülür bir hale getirebilecek ve bu tutkusunu hissettirebilecek yeteneği beni kendine hayran bırakıyor..

    işte o yaz neredeyse bütün kitaplarını, satın alamadığım için, ciltlerini açmadan raflardan alıp okuyup sonra yerine koymuştum.. daha lunawar olmadan önceydi sanırım, luna ismini taşırken Eva Luna karakterinden ölesiye etkilenmiştim..

    üzerinde çok zaman geçti.. ben şimdi şimdi yeniden okumak ve sahip olmak istedim kitaplarına.. teker teker almaya başladım.. ilk okuduğum Aşktan ve Gölgeden oldu.. bu kitap okuyup sonra bir kenara bırakıp “yarın okurum” diyebileceğiniz kitaplardan değil.. kapatıp koyduğunuzda içinizi bir huzursuzluk kaplıyor.. bir sayfa daha okumak istiyorsunuz.. kitapta diktatörlük rejimiyle yönetilen Şili’nin içinde bulunduğu durum ve tüm bunların peşinde yolları kesişen iki kişinin hikayesini, son satırına kadar zihninizde canlandırabiliyorsunuz.. Allende ülkede yaşananları birçok bakış açısından nefis bir dille anlatıyor.. kendisinin de Şili eski Cumhurbaşkanı Salvador Allende‘nin yeğeni ve meslek hayatına 17 yaşında bir gazeteci olarak başlamış olması, bu hikayeyi kendi yaşadıklarından esinlenerek oluşturduğu fikrini uyandırıyor bende.. kitabı ilk okuduğum zamanın üzerine bir de 1994 de çekilmiş olan filmi izlemiştim.. şimdi yeniden okurken karakterler ete kemiğe büründü zihnimde.. Antonio Banderas, Allende’nin senaryolaştırılmış diğer filmi The House Of The Spirits’de de bir role sahip ama bu filmde başrolde.. Irene rolünde ise Jennifer Connelly oynuyor.. her ne kadar kitapla kıyaslamak istemesem de başarılı denebilecek uyarlamalardan biri.. resim de filmden.. kitap kahramanlarımız kitapta en sevdiğim karakter Rosa ile beraber..

    bir de.. daha önce okumuş ve izlemiş olmama rağmen nasıl oldu da kitabın son satırına kadar heyecanlandım anlamadım.. hikayenin sonu belli ama son satırda bir değişiklik olacakmış hissinden kurtulamadım.. olsaydı, heralde yüreğime inerdi..