Lunawar
  • ANASAYFA
  • 3 vakte kadar 2 yol..

    Pazar 25 Nisan 2010

    uzun zamandır film izlemeyi bu kadar özlememiştim.. sıkıntılarımdan birini attım.. en azından akşamları film izlemeye hazırım artık.. tabii bir de biriken dizileri.. iki üç bölüm birden Lost, Flashforward, V izliyoruz.. ama evde mısır bitmiş.. mısır almak lazım dışarı çıkınca..

    sahi True Blood ne zaman başlıyordu?

    işyerinde bir takvimim var.. unutmamam gereken şeyleri işaretlediğim.. takvim takvimlikten çıktı.. şöyle bir ileriye baktığımda yaklaşık iki ay boyunca boş haftasonu yok gibi..

    falımda iki yol çıktı.. bir hafta arayla.. bakalım, bir terslik çıkmazsa bir Fethiye bir Edremit gözüküyor..

    Fethiye’de beni çeken bir şey var.. nerde doğduğumu bilmesem “toprağım” diyeceğim.. şimdiden heyecan bastı.. o beni hasta eden uzun yoluna bile razıyım.. tabii ayrı güzel yanı da, yanımda Momo’nun olacak olması..

    yandaki resim Deep‘ten tabii yine.. orayı ne kadar sevdiğimi bilmeyen kalmadı heralde.. özgürlüğümün ilk gününde Tijj’le kendimizi hemen Deep’e attık..

    Deep’ten birileri benim blogumu okuyor mu acaba? okuyorsanız söyliyim o krepleri çok özledim.. hem neden çıkardınız ki o krepleri menüden..

    bir de kızartma haznesi yıkamak için yerinden çıkmayan, kullanma kılavuzunda kızartma haznesinin içini deterjanlı ıslak süngerle temizlenmesi gerektiğini yazan bir fritözümüz varmış meğer.. acaba fritözü yapan firma yetkililerinden biri bu ıslak ve deterjanlı süngerle temizlik işini denemişler midir?

    hayır, kim yıkanmayan bir aracı mutfağında kullanmak ister.. (kısmen yıkanan blender setim içinde geçerli bu)

    neyse.. keşke üç senedir durduğu yerde kalsaymış fritöz.. şimdi onu bu haliyle kabul eden biri çıkana kadar orada duracak..

    dağanık bir yazı oldu di mi? olsun.. hiç yoktan iyidir..

    yeni maceralarda görüşmek üzere..

    izmir’de..

    Perşembe 15 Nisan 2010

    evet benim bir blogum vardı değil mi?

    bu sıralar çokca ihmal ettiğim blogum..

    bahardandır desem belki yeterli açıklama olacak ama.. neyse..

    haftasonu İzmir’deydim.. hayırlı bir iş için..

    iki dolu gün geçirdik.. ben, Umo, Nazo ve Eko..

    dolu diyorum çünkü nerdeyse uyumamacasına, bir çatı altına girmemecesine..

    yandaki kare biz buluştuktan birkaç saat sonra Kaos’ta..

    Kaos hem güzel müzikler çalıyor.. hem bahçesi var.. hem de serin..

    masa benim seçimim, kocaman masalar da vardı ama ben bu küçücük masalara bayıldım.. muhabbet edip içki içmek için on numara..

    çok gezdik İzmir’de.. çok fotoğraf çektik.. çok eğlendik.. bi sürü de bira içtik..

    ben en çok Kordon’u sevdim..

    çimenlere yayılıp bira içme kısmını..

    kendini hiçbir zaman biryere ait hissedememiş ben için böyle geziler çok kafa karıştırıcı oluyor genelde.. oturduğum yerden hemen hayal kurmaya başlıyorum.. sanki yaşadığım yer orasıymış gibi.. ne iş yaparım, nerelere giderim.. nasıl bir hayatım olur.. tabii kafası karışmış olarak döndüm izmir’den..

    İzmir’den döndüm derken, bir de Edremit’e uğradım arada.. yani yaptıklarımın arasına bir de yolculuk etmeyi katmam lazım..

    evett..yedim, içtim, gezdim, yattım, okudum, muhabbet ettim..

    ve işte bendeniz.. döndüm geldim..

    unutmuşum..

    Salı 30 Mart 2010

    çoraplarınızı giyerken mesela bir an dizlerinizle karşılaşıp çok zaman önce hayatınızda olan bir eşya ya da kişiyle -ama tamamen aklınızdan çıkmış- umulmadık bir zaman ve yerde karşılaştığınızda tüm anıların tüm canlılığıyla geri geldiğinde hissettiğiniz o garip duyguyu yaşar mısınız hiç?

    ensemdeki dövme beni sık sık şaşırtır.. genelde tamamen unuturum onun varlığını.. her gördüğümde ayrı bir sevinirim..

    ama insan dizlerini görünce şaşırmaz ki..

    hergün giyinip soyunurken karşılaşıyoruz oysa ki..

    ne kadar zamandır kendimi dinlemediğimi düşündüm ilk..

    kafamın içinde hiç susmayan sesin bana ait olduğundan şüphe bile ettim bir an..

    ya da ne söylüyor ki hiç susmadan da beni bu kadar uzakta tutuyor kendi bedenimden bile..

    insan kendini ne kadar süre unutabilir.. ne kadar unutturabilir..

    kendimi unutmak ve unutturmak için tek şartım var kendime..

    kameranın arkasında olmak istiyorum.. öyle ki objektif gözüm olsun ve etrafımdaki kimse bunu garipsemesin.. sanırım o zaman, kafamın içindeki memnuniyetsiz ve istediğini alamamış sesin sustuğu sayılı zamanlardan biri..

    nerden nereye..

    dizlerim, sizi yeniden bulduğum için sevinçliyim ayrıca..

    **ha bir de.. fotoğrafın konuyla ilgisi yok tabii ki.. ışığını çok sevdiğim bir fotoğraf olduğu için ve evet.. şimdi o pencerenin önünde oturuyor olmak isterdim..

    ilk parça

    Pazartesi 23 Kasım 2009

    haftasonu ödünç arabamızla biraz serserilik yaptık..

    köprüden geçebilmek için 30 lira verip kgs almak zorunda kaldık.. olsun ama üzülmedik..

    bu kgs bizim 2010 mayısında almayı hayal ettiğimiz arabamızın ilk parçası.. sonra da tekerlekleri alıcaz..

    bol bol gezmek, bol bol tatil yapmak, bol bol fotoğraf çekmek için..

    bol bol “oooohhhhh” demek için..

    ama hani keşke hemen şimdi olsaydı..

    bizim de küçük şaşkın kırmızı bir düldülümüz olsaydı..

    bella..

    Salı 17 Kasım 2009

    hava yağmurlu.. yağmuru seviyorum..

    dondurmayı da seviyorum.. hele damla sakızlısına bayılıyorum.. (yasaklarım arasında, yiyemiyorum ama sabırla bekliyorum)

    sadece resimleri eskitmek için bile fotoğraf çekebilirim gibi hissediyorum son zamanlarda..

    kontrastı yüksek siyah beyazlara bayılıyorum.. çok güzel eskiyorlar..

    resimdeki kızı da seviyorum..

    arkada elleri gözüken adamı da..

    bir dondurma bu kadar mı hüzünlü durur bir fotoğrafta..

    hay allah ya..

    montumun kollarından, yakasından ince ince serin hava girse..

    ben dondurma yüzünden yollara düşsem..

    Çınarlı Han

    Cumartesi 17 Ekim 2009

    ben ne kadar denizi seviyorsam sevgilim de ormanı o kadar çok seviyor.. Körfez tatilimizde O’nu Hanlar‘a götürdüm.. mangal, et, kabak çiçeği dolması, közlenmiş sebzeler salatası, bira ve şarap eşliğinde.. hava zaten soğuktu, bir de ormanda gidince tam bir kış havası yaşadık..

    Hanlar Edremit-Yenice yolu üzerinde.. bu iki ilçe arasında ulaşım için dağları aşıyorsunuz.. minibüsün büyüğü, otobüsün küçüğü araçlar çalışıyor bu yolda.. yol üzerinde birsürü köy var.. rakım arttıkça, köy sayısı azalıyor.. o kadar yükseliyorsunuz ki, kilometrelerce içeride olmanıza rağmen bütün körfezi Ayvalıktan Küçükkuyu’ya görebiliyorsunuz..

    yol boyu adımbaşı çeşmeler var.. piknik yapılabiliyor buralarda ama ateş yakmaya izin yok.. eğer ateş yakılacaksa yol üzerindeki piknik alanlarından birini seçmek gerekiyor.. biz en eskisi olan Çınarlı Han’a gittik.. Çınarlı Han’da ister herşeyi siz getiriyorsunuz, ister “kendin pişir kendin ye” şeklinde tercihte bulunuyorsunuz..  Çınarlı Han’ın diğer piknik yerlerinde farkı, bir alabalık havuzunun olması.. isterseniz alabalık da yiyebiliyorsunuz.. biz herşeyimizi yanımızda geçirdiğimiz için sadece bir masaya örtü yaydırdık ve yerleştik, o kadar..

    sevgilim bize etlerimizi pişrdi, yemeğimizi yedik, içkilerimizi içtik ve sonra ormanda yürüyüşe çıktık.. yol kıyısından biraz uzaklaştığınızda o dev çam ağaçları sanki daha bir irileşiyor ve sıklaşıyor.. görebildiğiniz tek şey ağaçlar ve yerde gitgide yükselen eğrelti otları.. yoldan çok uzaklaşmamış olmamıza rağmen etraftaki dokunulmamışlığı hissediyorsunuz.. insana ait hiç birşey yok.. kısa birsüre sonra yoldan geçen araçların seslerini de kesiyor ağaçtan duvar.. biz şehir insanları için “hiçlik” duygusu işte bu kadar çabuk geliyor.. biraz daha yürüsem belki ne yönden geldiğimizi bile unutabilirim..

    hava kararmaya başladığında daha fazla soğuğa kalmamak için yola koyulduk.. dönüş yolu karnımız da tok olduğu için daha bir keyifliydi.. sanırım Körfez’de yaşıyor olsaydık, her hafta sonu soluğu orada alırdık..

    yol

    Cuma 2 Ekim 2009

    yolda olmak çok güzeldi..

    denizle beraber güneşin battığı yere doğru..

    döndüm..

    Pazar 27 Eylül 2009

    nerde kalmıştık..

    evet, ben sessiz sedasız gitmiştim..

    sevgilimi de alıp çook uzaklara..

    bu sene bayram en çok bana geldi.. yandaki resimde sevgilim ve ben Şeytan Sofrası’ndan gün batımını izliyoruz.. öncesinde de Kıvanç Ocakbaşı‘ndaydık.. Sonrasında Hanlar’a piknik yapmaya gittik.. sonra Fethiye.. Momo’nun bahçesinden yeşil mandalina (dondurup kolaya buz olarak atmak için), karpuz ve biraz da sebze topladım.. biraz Göcek.. Kaya Köy ve Gemile.. dün, yani cumartesi akşamı İstanbul’a dönmüş bulunuyorum.. sanki Fethiye’den buraya koşmuşum gibi her kemiğim ayrı ayrı sızlıyor.. pişman değilim.. yolda olmak ayrı bir keyif.. yorgunluklara değiyor.. ne kitap okuyabildim ne de internete girebildim.. zaman su gibi akıp geçti.. bol bol yedim.. bol bol içtim.. fotoğraf çekmeye bile ne vakit bulabildim ne elim vardı.. varsa yoksa muhabbet.. ne güzel de ettim.. şimdi anlatacağım.. sırayla..

    yalnız demeden edemeyeceğim.. geldiğimde dehşete kapılmama bir sebep yeni sansür haberleri oldu.. aklımızı kaçırmış olmalıyız.. böyle hiçbirşey yapmadan durarak.. biliyorum, herkes her istediği siteye girebiliyor.. birçok insan yasaktan etkilenmiyor.. ben bile bazen Youtube’un hala (!) kapalı olduğunu unutuyorum.. erişimimde sorun yok.. başta eğlenceli gelebilir belki yasakları deliyor olmak.. yasakların engel oluşturmuyor olması.. küçükken gizli gizli biryerlere gitmek, gizli gizli sigara içmek gibi.. ama zaman geçtikçe anlamını yitiriyor bu gizlilik.. öğrenmek ve paylaşmak özgüre gerçekleştirilemedikten sonra bir toplum içerisinde yaşıyor olmanın anlamı nedir? o demokratikler bizler değil miydik?

    kekik

    Salı 11 Ağustos 2009

    şu yandakiler kekik.. hem de dağ kekiği..

    bir haftadır yoktum ya.. işte sebebi.. yıldızların altında uyumaya gittik.. sevgilim ve ben.. ve bize katılan nefis arkadaşlar..

    anlatmaya dilim varmıyor..

    sondan önceki gün Winmaker ve Suiwar’ın peşine takılarak Likya Yolundan şelalelere ulaşmayı denedim.. 10 senelik sandaletlerim parçalandı.. yükseklikten başım döndü.. hiç görmediğim bir cins kertenkele gördüm.. bir kaplan kelebeği suratıma kondu.. ve her sabah domateslerin üzerine serptiğim dağ kekiklerinden topladım.. topladık..

    tebdil-i bünye

    Salı 26 Mayıs 2009

    tebdili mekanda hayır vardır derler ya.. (hatta benim test etmişliğim de var..) tebdili bünyede de vardır heralde.. yoksa bu kalk gidelim aklımla varacağım yer hayırlı bi yer değil midir?

    çantamı, kitaplarımı alıp yola çıkasım var.. zaten polenlerin de burnuma kaçası var.. bir de dövme yaptırasım.. ama onun için bir sponsora ihtiyacım var.. bu kadar varlık içinde yokluk çekiyorum ya.. benim iyi bir sopaya ihtiyacım var..