Lunawar
  • ANASAYFA
  • ilk parça

    Pazartesi 23 Kasım 2009

    haftasonu ödünç arabamızla biraz serserilik yaptık..

    köprüden geçebilmek için 30 lira verip kgs almak zorunda kaldık.. olsun ama üzülmedik..

    bu kgs bizim 2010 mayısında almayı hayal ettiğimiz arabamızın ilk parçası.. sonra da tekerlekleri alıcaz..

    bol bol gezmek, bol bol tatil yapmak, bol bol fotoğraf çekmek için..

    bol bol “oooohhhhh” demek için..

    ama hani keşke hemen şimdi olsaydı..

    bizim de küçük şaşkın kırmızı bir düldülümüz olsaydı..

    bella..

    Salı 17 Kasım 2009

    hava yağmurlu.. yağmuru seviyorum..

    dondurmayı da seviyorum.. hele damla sakızlısına bayılıyorum.. (yasaklarım arasında, yiyemiyorum ama sabırla bekliyorum)

    sadece resimleri eskitmek için bile fotoğraf çekebilirim gibi hissediyorum son zamanlarda..

    kontrastı yüksek siyah beyazlara bayılıyorum.. çok güzel eskiyorlar..

    resimdeki kızı da seviyorum..

    arkada elleri gözüken adamı da..

    bir dondurma bu kadar mı hüzünlü durur bir fotoğrafta..

    hay allah ya..

    montumun kollarından, yakasından ince ince serin hava girse..

    ben dondurma yüzünden yollara düşsem..

    Çınarlı Han

    Cumartesi 17 Ekim 2009

    ben ne kadar denizi seviyorsam sevgilim de ormanı o kadar çok seviyor.. Körfez tatilimizde O’nu Hanlar‘a götürdüm.. mangal, et, kabak çiçeği dolması, közlenmiş sebzeler salatası, bira ve şarap eşliğinde.. hava zaten soğuktu, bir de ormanda gidince tam bir kış havası yaşadık..

    Hanlar Edremit-Yenice yolu üzerinde.. bu iki ilçe arasında ulaşım için dağları aşıyorsunuz.. minibüsün büyüğü, otobüsün küçüğü araçlar çalışıyor bu yolda.. yol üzerinde birsürü köy var.. rakım arttıkça, köy sayısı azalıyor.. o kadar yükseliyorsunuz ki, kilometrelerce içeride olmanıza rağmen bütün körfezi Ayvalıktan Küçükkuyu’ya görebiliyorsunuz..

    yol boyu adımbaşı çeşmeler var.. piknik yapılabiliyor buralarda ama ateş yakmaya izin yok.. eğer ateş yakılacaksa yol üzerindeki piknik alanlarından birini seçmek gerekiyor.. biz en eskisi olan Çınarlı Han’a gittik.. Çınarlı Han’da ister herşeyi siz getiriyorsunuz, ister “kendin pişir kendin ye” şeklinde tercihte bulunuyorsunuz..  Çınarlı Han’ın diğer piknik yerlerinde farkı, bir alabalık havuzunun olması.. isterseniz alabalık da yiyebiliyorsunuz.. biz herşeyimizi yanımızda geçirdiğimiz için sadece bir masaya örtü yaydırdık ve yerleştik, o kadar..

    sevgilim bize etlerimizi pişrdi, yemeğimizi yedik, içkilerimizi içtik ve sonra ormanda yürüyüşe çıktık.. yol kıyısından biraz uzaklaştığınızda o dev çam ağaçları sanki daha bir irileşiyor ve sıklaşıyor.. görebildiğiniz tek şey ağaçlar ve yerde gitgide yükselen eğrelti otları.. yoldan çok uzaklaşmamış olmamıza rağmen etraftaki dokunulmamışlığı hissediyorsunuz.. insana ait hiç birşey yok.. kısa birsüre sonra yoldan geçen araçların seslerini de kesiyor ağaçtan duvar.. biz şehir insanları için “hiçlik” duygusu işte bu kadar çabuk geliyor.. biraz daha yürüsem belki ne yönden geldiğimizi bile unutabilirim..

    hava kararmaya başladığında daha fazla soğuğa kalmamak için yola koyulduk.. dönüş yolu karnımız da tok olduğu için daha bir keyifliydi.. sanırım Körfez’de yaşıyor olsaydık, her hafta sonu soluğu orada alırdık..

    yol

    Cuma 2 Ekim 2009

    yolda olmak çok güzeldi..

    denizle beraber güneşin battığı yere doğru..

    döndüm..

    Pazar 27 Eylül 2009

    nerde kalmıştık..

    evet, ben sessiz sedasız gitmiştim..

    sevgilimi de alıp çook uzaklara..

    bu sene bayram en çok bana geldi.. yandaki resimde sevgilim ve ben Şeytan Sofrası’ndan gün batımını izliyoruz.. öncesinde de Kıvanç Ocakbaşı‘ndaydık.. Sonrasında Hanlar’a piknik yapmaya gittik.. sonra Fethiye.. Momo’nun bahçesinden yeşil mandalina (dondurup kolaya buz olarak atmak için), karpuz ve biraz da sebze topladım.. biraz Göcek.. Kaya Köy ve Gemile.. dün, yani cumartesi akşamı İstanbul’a dönmüş bulunuyorum.. sanki Fethiye’den buraya koşmuşum gibi her kemiğim ayrı ayrı sızlıyor.. pişman değilim.. yolda olmak ayrı bir keyif.. yorgunluklara değiyor.. ne kitap okuyabildim ne de internete girebildim.. zaman su gibi akıp geçti.. bol bol yedim.. bol bol içtim.. fotoğraf çekmeye bile ne vakit bulabildim ne elim vardı.. varsa yoksa muhabbet.. ne güzel de ettim.. şimdi anlatacağım.. sırayla..

    yalnız demeden edemeyeceğim.. geldiğimde dehşete kapılmama bir sebep yeni sansür haberleri oldu.. aklımızı kaçırmış olmalıyız.. böyle hiçbirşey yapmadan durarak.. biliyorum, herkes her istediği siteye girebiliyor.. birçok insan yasaktan etkilenmiyor.. ben bile bazen Youtube’un hala (!) kapalı olduğunu unutuyorum.. erişimimde sorun yok.. başta eğlenceli gelebilir belki yasakları deliyor olmak.. yasakların engel oluşturmuyor olması.. küçükken gizli gizli biryerlere gitmek, gizli gizli sigara içmek gibi.. ama zaman geçtikçe anlamını yitiriyor bu gizlilik.. öğrenmek ve paylaşmak özgüre gerçekleştirilemedikten sonra bir toplum içerisinde yaşıyor olmanın anlamı nedir? o demokratikler bizler değil miydik?

    kekik

    Salı 11 Ağustos 2009

    şu yandakiler kekik.. hem de dağ kekiği..

    bir haftadır yoktum ya.. işte sebebi.. yıldızların altında uyumaya gittik.. sevgilim ve ben.. ve bize katılan nefis arkadaşlar..

    anlatmaya dilim varmıyor..

    sondan önceki gün Winmaker ve Suiwar’ın peşine takılarak Likya Yolundan şelalelere ulaşmayı denedim.. 10 senelik sandaletlerim parçalandı.. yükseklikten başım döndü.. hiç görmediğim bir cins kertenkele gördüm.. bir kaplan kelebeği suratıma kondu.. ve her sabah domateslerin üzerine serptiğim dağ kekiklerinden topladım.. topladık..

    tebdil-i bünye

    Salı 26 Mayıs 2009

    tebdili mekanda hayır vardır derler ya.. (hatta benim test etmişliğim de var..) tebdili bünyede de vardır heralde.. yoksa bu kalk gidelim aklımla varacağım yer hayırlı bi yer değil midir?

    çantamı, kitaplarımı alıp yola çıkasım var.. zaten polenlerin de burnuma kaçası var.. bir de dövme yaptırasım.. ama onun için bir sponsora ihtiyacım var.. bu kadar varlık içinde yokluk çekiyorum ya.. benim iyi bir sopaya ihtiyacım var..

    aynı amaç için bir araya gelebilmek..

    Salı 14 Nisan 2009

    değişiklikleri pek sevmem..

    yıllardır biramı aynı yerlerde içer, yemeğimi aynı restaurantta yerim.. çok beğendiğim bir pantolon görürsem, iki farklı renk alırım.. istisnalar dışında kalabalıktan pek hoşlanmam.. o yüzden çok iyi tanıdığım kişiler değilse program yapmaya niyetlendiklerim, ya hiç konuşmam ya da katılmam..

    geçtiğimiz hafta çalıştığım şirkette (hele şirketçe toplaşıp yapılan organizasyonları hep iki kere düşünürüm..) fotoğraf çekmeyi seven bir grup, cuma günü için izin alıp, fotoğraf çekmeye karar vermişler..

    beni de davet ettiler.. gitmeye karar verdim..

    sabah 07:00 de Sarıyer’de buluşup, 7 kişi kendimizi yollara vurduk.. Rumeli Feneri Köyü, Demirci Köy, Kilyos, Gümüşdere derken günün nasıl geçtiğini anlamadık.. Kilyosta balık yedik, bira içtik.. yukarıdaki resim, Gümüşdere’de yol kenarında emekli bir karı kocanın nefis eğlencesi olan bir çiçek bahçesinden..

    umarım yine gideriz..

    adana

    Pazar 8 Mart 2009

    Adana yolculuğundan bir kare..

    aklımda birşeyler var ama.. biraz tembelim..