uyku
Çarşamba 26 Ocak 2011
DesignSponge’da “living in: …” bölümleri var.. bir filmden esinlenerek kıyafet, aksesuarlar ve ev eşyalarını bir araya getiriyorlar.. çok keyifli gelir bana.. bugün baktım living in: Howards End.. Howards End’de ne kimin oynadığını hatırlıyorum ne de ne anlattığını.. bu sefer merak ettim imdb’ye baktım.. 1992 yapımı bir filmmiş.. ben 1993′de izlemiş olsam daha ortaokula gidiyormuşum.. o zamanlar Edremit’te sinema yoktu, ara sıra Balıkesir’e gittiğimde hangi film varsa artık ona giderdik.. sıra sıra film afişlerinden birini seçme şansımız da yoktu tabii.. tek film, ne varsa o.. işte öyle bir zamanda Howards End’e denk gelmişim.. imdb puanına pek itibar etmesem de 7,4′ün ne kadarını itibarsızlıktan kesebilirim.. eninde sonunda izlenir bir filmmiş işte.. ama ben uyumuştum.. miss gibi, mışıl mışıl.. uykuyu sevmeyen ben, hala sabahın köründe hortlayan ben, tatil yorgunluk demeden kahvenin peşine düşen ben, ohh miss gibi de uyumuştum.. kendimle savaştığımı hatırlıyorum gözlerimi açık tutabilmek için.. koca popolu uyku cinleri oturmuştu sanki göz kapaklarıma.. birkaçı üstten bastırırken bir kaçı da aşağıdan çekiyordu sanki..
yıl 1999.. Star Wars çevriliyor diye ortalık ayağa kalkmış.. heyecanla bekliyoruz.. kalktık gittik.. ben aynı haltı bir de Star Wars’da yedim.. böyle mi tatlı gelir uyku yahu.. Star Wars bir yana uyku bir yana.. Star Wars bulunur, izlenir ama böyle tatlı uyku bulunmaz..
üzerinden yine yıllar geçti.. ben bir yaz öğle uykusunu keşfettim.. çalıştığım yer Erdek’te bir kitap evi.. kaldığım yer de kitapevinin 2.katı ama asma kat.. geç yatıyoruz.. erken kalkıyoruz.. hava sıcak.. rehavet basıyor öğleden sonraları.. saat üç dört gibi çıkıp uzanıyorum.. hava sıcak ama dükkanın içinde beş kat daha sıcak.. bir sağa dönüyorum bir sola.. dükkana giren çıkanların sesini duyuyorum, arkada müzik.. kapının önünden geçenlerin sesleri, konuşmaları.. tatlı bir ağarlık çöküyor gene ama uyuduğumu farketmiyorum bu sefer.. ta ki uyanana kadar.. daha sonrasında anlayacaktım, aslında lucid dream denilen olayı çözmüşüm, almış yürümüşüm, her öğleden sonrası ayrı bir alem benim için..
bugünlerde de uyku yakamı bırakmıyor.. yorgunluk diyorum, dönemsel diyorum ama süt bebeleri gibi uyuyorum.. dünya yansa umrumda değil.. ara sıra fantastik rüyalar da görüyorum.. az daha vaktim olsa, çalan saatlere uyanmak zorunda olmasam sanki lucid dream’i de yeniden başarabilecekmişim gibi geliyor.. çok hoşuma gidiyor..
dün kızlarla kitap siparişi verdik ilknokta’dan.. ben kendime iki uykulu kitap aldım.. bana ne verir, işime nasıl yarar bilmiyorum ama zaten bir tanesinin adına vuruldum.. Bir Sanattır Öğle Uykusu.. diğeri de Uykuya Dair Her Şey.. başka varsa sizin bildiğiniz, haber verin okuyayım.. yeter ki çok bilimsel olmasın ve rüya tabiri içermesin.. (hastasıyım çünkü rüya tabirlerinin:))
kendimi Bir Sanattır Öğle Uykusu’nu okurken uykudan sızmış hayal ettim şimdi.. komik oldu.. böyle açık sayfaya doğru kafam düşmüş..
yakında Linus gibi battaniyemle gezer olacağım sanırım..
baktım, en son bir kahvaltı yazısı yazmışım.. bu seferki de ilk bakışta öyle görülebilir ama aslında değil (!) bu yazı kahvaltı-altı yazısı.. kahvaltıya 1 saat kala.. kahvaltıdan önce.. v.s.






uzun zamandır film izlemeyi bu kadar özlememiştim.. sıkıntılarımdan birini attım.. en azından akşamları film izlemeye hazırım artık.. tabii bir de biriken dizileri.. iki üç bölüm birden Lost, Flashforward, V izliyoruz.. ama evde mısır bitmiş.. mısır almak lazım dışarı çıkınca..
sinirli olduğum günlerden biri.. ama ne yazık ki sinirlendiğim şeylerin hiçbiriyle bu konuyu tartışamam.. işim, hayatım, zamansızlığım.. hepsi bir arada ve tek ortak noktaları “ben”im..
nerde kalmıştık..