Lunawar
  • ANASAYFA
  • sebze günlüğü 4

    Pazartesi 14 Temmuz 2008

    inanılmaz bir süpriz..

    her sabah yaptığım gibi gözlerim yarı açık balkona çıktım yine.. bebeklerim nasıllar diye..

    güneşin azlığı ve benim acemiliğimle o kadar yavaş büyüyorlardı ki.. çiçekleri üzerindeyken sonbahar gelecek diye düşünmeye başlamıştım.. ama oldu.. üç domates fidemin üzerinde beni süprizler bekliyordu.. güneşin azlığı ve bulunduğum sokağın “iklim koşullarını” gözönünde bulundurursak açıkçası ne zaman sulamam gerektiği konusunda bile bunca zamandır bir türlü emin olamadım..

    tam da aklımda ve içimde kocaman değişimler yaşarken.. yepyeni hislerle cebelleşirken bu küçücük yeşil sebzeler bana nasıl da iyi geldi anlatamam..

    “Çünkü Arabide aynı kökten gelen “hayret” ve “hayranlık” sözcükleri onların lügatında yoktu ve onlar mucizelere şaşmamak için ellerinden geleni yapıyorlardı. Nitekim, dünyanın döndüğüne en sonunda kafaları basınca bu kez de buna hayret etmekten vazgeçmişlerdi. Aynı şekilde onlar, düşlerini anlatanlara da kızıyorlardı. Çünkü düşler, onların gerçeklik duygularına aykırıydı. İşin kötüsü onlar, kendi gerçeklik duygularına gerçeğin ta kendisi diye bakıyorlar, aşina oldukları ve şaşırtıcı bulmadıkları herşeye gerçek diyorlardı. Oysa bu, gerçekdışı olanın tanımının ta kendisiydi. Çünkü Dünya’nın kendisi, bir mucize olarak, düşlerden katbe kat daha şaşırtıcı ve hayranlık uyandırıcıydı.”

    diyor İhsan Oktay Anar, Kitab-ül Hiyel‘de.. Belki en iyi o anlatıyor..


    sebze günlüğü 3

    Salı 8 Temmuz 2008

    gidebilmek hissimi canlı tutan bitkilerim artık yavaş yavaş çiçeklenmeye başladı.. biberlerim, hıyarlarım ve domateslerim birkaç haftadır güzel çiçekleriyle bana umut veriyorlar.. çok basit.. sadece zaman ve vazgeçmemekle ilgili.. zamanın yavaşladığı ve koşuyormuş gibi değil de sanki durduğunuz yerde herşey etrafınızda pervaneymiş gibi biryerlerin olduğunu öğrendiğimden beri belki de yaptığım herşey o yere ulaşabilmek için bir hazırlık..

    bu yer bensiz olmaya devam ediyor ya.. ben o yersiz “ol”maya devam etmek istemiyorum artık..

    sabahları erkenden kalkıp yaptıklarım, yakın zamanda içine girmeyi planladığım hayat için küçük hazırlık hepsi.. sanki o gün hava gereğinden fazla sıcak ya da kirli olmayacakmış gibi.. sanki heryeri motor ve insan sesleri sarmayacakmış gibi.. sanki o istemediğim kıyafetleri giyip gökyüzünü göremediğim ofisime gidip kendimi bilgisayarımın önüne hapsetmeyecekmişim gibi.. işte bir sene boyunca tüm bu prova saatleri beni biraz daha sakinleştirip teselli etti.. üstelik beklemediğim bir etkisi de oldu.. tam da ismini bilemiyorum ama.. aidiyet gibi.. artık yalnız değilmişim gibi.. artık biryere bağlanabilirmişim gibi..

    bana geçen sene domates tohumlarını satan adam o küçük tohumların aslında benim için ne büyük bir değişim olacağını bilebilseydi belki de daha dikatli anlatırdı.. neyse.. ben o zaman bunlar için hazır değildim belki de..

    şimdi hala ayaklarım toprağa basmıyor ama bir sınavı daha geçtim.. çiçekler meyve olacak..

    herşey çok güzel olacak..

    sebze günlüğü 2

    Salı 3 Haziran 2008

    Domates macerası fide olarak devam ediyor..

    6-7 cm olan fideleri saksılara aktardım..

    “Can suyu” nu yani ilk suyu bol vermek gerekiyormuş.. Sonra haftada 1 kez sulamak yeterliymiş.. Üstelik benim balkonum günde sadece 1 saat kadar güneş alıyor.. Zavallılar oldukça besinsiz kalıyorlar.. Ama ben azimliyim.. Göreceğim o güzel çiçekleri üzerlerinde.. Bu arada saksıya gelen ziyaretçiler de var.. Sağolsun balkonun kumru ziyaretçilerinin işi olsa gerek.. Domates fidelerimin yanından rokalar boy gösterdi..

    Tabii bir yandan da domates yemek için az güneşli balkonumun güçsüz fidelerinden medet ummak biraz beni tedirgin etti.. O yüzden haftasonu Eminönü’ne gitmişken 2 tane “pembe domates” fidesi aldım..

    Bir saksıya da roka tohumu serptim.. Deli rokalar hemen çimlenip saksıdan dışarı taşmaya başladılar bile.. Daha maydonozlarım var ekecek ama artık saksı toprak dayandıramaz oldum..

    Haftasonu salatalıklarımı da çimlenmeleri için ektim.. Bu haftasonu onların da çimlenmesini bekliyorum.. Onların çimlendirilmesi de domatesler gibi.. 6-7 günde çimleniyorlarmış.. Sonra onları da saksıya almak gerekiyor..

    Tabii aslında çimlendirme işlemi için geç kaldığımı da biliyorum.. Balkonda sebze yetiştirmeye heves edenler varsa tavsiyem artık fide alıp dikmeleri.. Ama ben açıkçası biraz da deneyim olsun diye uğraşıyorum.. Bu sene beceremessem seneye illa ki olacak diye.. Bir de söylemeden edemeyeceğim.. Koçtaş‘ta bir “ev serası” gördüm.. (Şimdilik siteye koymamışlar) Hala aklım ondan.. Benim gibi balkonu çok rüzgar alan biri için nefis bir alet.. Neyse.. Önce kendime bu işi yapabileceğimi ispatlamayım demek ki.. Bir de bu tohumlar, saksılar, fideler bende yeniden ve pırıl pırıl fotoğraf çekme isteği uyandırıyor.. Güzel bir makina alabilmeyi diliyorum böylece..

    Bu yazıdan itibaren “günlük”ün ismini değiştiriyorum.. Çünkü burası sebze bahçesine döndü.. Tabii ben bir saksıya da çilek ekersem yeni ismini sonra düşünürüz artık..

    Sebzelerle ilgili son söz..

    Sebzeler de benim gibi erken uyanıyorlar.. Her ne kadar İstanbul’un göbeğinde de yaşasam balkonda onlarla geçirdiğim birkaç saat gece gördüğüm kötü rüyalardan, sıcak yüzünden yarım yamalak uykunun üzerimde bıraktığı sersemlikten uzaklaştırıyor beni.. Toprağın gücü mü yoksa “yeniden” birşeylere hayret edebilmenin mucizevi iyileştirici etkisi mi bilemiyorum.. Ufacık bir tohumun dönüştüğü şey öylesine büyülü ki.. Aklım almıyor.. Televizyonda izlediğim, gazetelerde okuduğum (gazete okumayı bıraktım.. nerdeyse 1 ay oldu..) katliamlar, anlayışsızlıklar, aptallıklar silsilesi haberlerin şaşırtamadığı ben, toprağın suyla buluşup kabararak bir can’a dönüşmesine inanamıyorum, gözlerim yaşarıyor bazen.. Gülümsemeden edemiyorum.. Toprak ve tohumlar beni şaşırtıyor ve şaşırabiliyor olmak beni çok mutlu ediyor..