ekmek
Çarşamba 29 Temmuz 2009
soldaki jalapenolu.. Suiwar’a..
sağdaki zeytinli.. Winmaker’a..
ekmek yapmak çok keyifli..
sevdiğin birileriyle kahvaltı yapmak da..

soldaki jalapenolu.. Suiwar’a..
sağdaki zeytinli.. Winmaker’a..
ekmek yapmak çok keyifli..
sevdiğin birileriyle kahvaltı yapmak da..
şu yandakiler benim bu sene ki ilk balkon hasatım..
Eminönü’den aldığım 5 biber fidesinin verdikleri.. hala üzerlerinde çiçekler ve daha olgunlaşmamış biberler var.. ne yazık ki organik değiller.. ama en azından benim balkonuma geldikten sonra herhangi bir ilaçla karşılaşmadılar..
sevgilim tadlarını çok sevdi.. çıtır çıtır körpecik.. bir iki dilim peynirle mideye gönderdi..
ben en çok toplamayı sevdim..
verdiğim emeği sevdim..
emeğimin karşılığını almayı sevdim..
tabii yine Fethiye hayalleri.. tatlı rüyalar..
daha önce Igor‘dan bahsedeceğimden bahsetmiştim.. biliyorum.. ama zaten çok da etkilendiğim söylenemez.. tabii üzerinden zaman da geçince.. silik bir anı oldu benim için.. ama etkisi daha yeni izlemişim gibi olan bir karakter vardı.. şu en soldaki.. Scamper (nam-ı diğer Steve Buscemi) .. Igor tarafından deneylerde kullanılmış ve ölümsüz yapılmış bir depresif tavşan kendisi.. şimdi bunca zaman sonra nerden geldi aklıma tüm film nerdeyse silinmişken aklımdan.. bir düşüneyim.. bu tavşancık mutsuz ve sıradan hayatına son verme yürekliliğini gösterebiliyor.. (şurdan bir miktar izleyebilirsiniz..) çünkü zaten yapabileceği pek de birşey yok.. bulutların gölgesine mahkum edilmiş “kötü bilim adamları”yla ünlü bir şehirde, kötü bilim adamı özentisi Frankenstein’ın çırağından bozma bir Igor ve kendi ismini bile doğru düzgün yazamayan bir Brian (gerçek adı tabi ki de Brain) ile yaşamaya mahkum.. o da kendince tek çıkar yol olan her şekilde ölümü deniyor.. bıkmadan usanmadan yaptığı tek şey bu..
ben ise burda hep hayal kuruyorum.. işte tüm mesele burdan çıktı.. klavyeyle birilerinin suratını dağatmayı.. makası birilerinin karnına saplamayı.. sonra da gidip Fethiye’de domates yetiştrirmeyi hayal ediyorum.. bu kadar vahşetin üzerine huzurlu bir hayat kurulur mu derseniz.. kurulurmuş gibi geliyor nedense.. sanki olur muş gibi.. birşey söylemeden çekip gitme olgunluğuna erişemedim belki.. bilemedim şimdi..
domatesler de çiçek açtı bu arada.. tembelliği bırakıp resimlerini çekicem.. biberlerin de..
gidebilmek hissimi canlı tutan bitkilerim artık yavaş yavaş çiçeklenmeye başladı.. biberlerim, hıyarlarım ve domateslerim birkaç haftadır güzel çiçekleriyle bana umut veriyorlar.. çok basit.. sadece zaman ve vazgeçmemekle ilgili.. zamanın yavaşladığı ve koşuyormuş gibi değil de sanki durduğunuz yerde herşey etrafınızda pervaneymiş gibi biryerlerin olduğunu öğrendiğimden beri belki de yaptığım herşey o yere ulaşabilmek için bir hazırlık..
bu yer bensiz olmaya devam ediyor ya.. ben o yersiz “ol”maya devam etmek istemiyorum artık..
sabahları erkenden kalkıp yaptıklarım, yakın zamanda içine girmeyi planladığım hayat için küçük hazırlık hepsi.. sanki o gün hava gereğinden fazla sıcak ya da kirli olmayacakmış gibi.. sanki heryeri motor ve insan sesleri sarmayacakmış gibi.. sanki o istemediğim kıyafetleri giyip gökyüzünü göremediğim ofisime gidip kendimi bilgisayarımın önüne hapsetmeyecekmişim gibi.. işte bir sene boyunca tüm bu prova saatleri beni biraz daha sakinleştirip teselli etti.. üstelik beklemediğim bir etkisi de oldu.. tam da ismini bilemiyorum ama.. aidiyet gibi.. artık yalnız değilmişim gibi.. artık biryere bağlanabilirmişim gibi..
bana geçen sene domates tohumlarını satan adam o küçük tohumların aslında benim için ne büyük bir değişim olacağını bilebilseydi belki de daha dikatli anlatırdı.. neyse.. ben o zaman bunlar için hazır değildim belki de..
şimdi hala ayaklarım toprağa basmıyor ama bir sınavı daha geçtim.. çiçekler meyve olacak..
herşey çok güzel olacak..