Lunawar
  • ANASAYFA
  • bir B planı yok

    Çarşamba 26 Kasım 2008

    Marks & Spencer yokalan dünyamıza karşı sorumluluklarımız çerçevesinde yaptıklarını ve yapmak istediklerini “Plan A” bünyesinde listelemiş..

    saygının neredeyse tamamen yokolduğu “hasbelkader” hayatımızı sürdürdüğümüz dünyamız üzerinde belki de bu tarz girişimler için çok geç kaldık..

    çevreci olmanın da bir moda olduğu günümüzde Plan A ne kadar işe yarar bilemiyorum ama kör göze parmak sokmanın zamanı geldi de geçiyor bile..

    benim, madem bu işe önayak oldular, Marks & Spencer’dan ricam mağazalarında “poşet” kullanmayı bırakmaları.. geri dönüşümlü kağıttan ürettikleri kağıt torbaları kullansınlar ve bu torbaların üzerine de bu torbaları neden kullandıklarını yazsınlar..

    petrolün içine bulanmış martının, balık zannederek yemeye çalıştığı poşetle ölmüş caretta carettanın resmini koysunlar..

    alışverişlerine kahve molası veren müşterilerini o kahve molası sırasında belki de sadece 3 saniye de olsa “yaptıklarını” düşünmeye teşvik etsinler..

    alışveriş çantası kullanmaya ikna ettikleri herkesin aslında bu büyük işi için küçük askerler olduğu gerçeğini unutmasınlar..

    Leo Murray’in hazırladığı animasyonda söylediği gibi “bizden önceki kuşaklar bu sorun hakkında hiçbirşey bilmiyorlardı, bizden sonra geleceklerin de bu konuda hiçbirşey yapmaya güçleri yetmeyecek..”

    Chelsea On The Rocks

    Pazar 12 Ekim 2008

    Abel Ferrar‘ya ait bir belgesel Chelsea on the Rock..

    FilmEkimi dahilinde izlediğimiz ilk film..

    içinde yokyok.. efsane otelin daim kiracıları ve gelip geçici konuklarıyla olan gerçek anlamda 1957 de işletmeyi babasından devralan Stanley Bard ile başlayan “hayat”ını  84 dakikaya sığdırmaya çalışmış Ferrar.. ( otelin ‘57 den öncesi de var tabii.. 1884 de açılmış ilk olarak ve 1940 da S. Bard’ın babası David Bard tarafından devralınmış.. o dönemde de bir çok ünlü konuğu olmuş.. ama belgeselimizin konusu biraz daha yakın tarih..) bence? benim öğrenmek istediğim daha çokkk şey var..

    belgeselde (kısalığının dışında) can sıkıcı canlandırmalar vardı.. Janis Joplin, Sid Vicious gibi karakterleri canlandırmalarla filme dahil etmişler.. şimdi oturup Janis Joplin’in hayatını anlatan bir film/belgesel izlesem, acaba Janis’i canlandıracak karakteri ne kadar içime sindirebilirim, ne kadar Janis olarak bakabilirim çok iyi kestiremiyorum.. ancak bir de bu canlandırmalar 5er 10ar dakika olunca.. insanın içine hiç sinmiyor, hafif iç gıcıklayıcı, can sıkıcı bir etki yaratıyor.. ama bu eğreti durumu affedilir kılan bir nokta var ki; Nancy’nin ölüm gecesi de canlandırmalara dahil edilmiş.. yıllarca yazılıp çizildiğinin aksine burada hayatının aşkı Nancy’yi öldüren kişi Sid değil.. sanırım bu konu bir muamma olarak kalacak ama ben burada işleniş şeklinden çok memnun kaldım..

    bunun dışında Ethan Hawk, Milos Forman ve hayatlarının bir bölümünde otelde ziyaretçi olmuş sanat adamından otelle ilgili hikayeler ve anılar dinliyoruz..  otel intiharlara (ki bir vücudun betona çarpma sesi sıradan bir olaymış gibi anlatılıyor), uyuşturucu partilerine ve bir çok sanat eserine ev sahipliği yapmış.. (Jack Kerouac’ın Yolda’sını bu otelde yazdığı söylenir..) ayrıca filmlere ve şarkılara ilham vermiş.. (Leonard Cohen bu otelde Janis Joplin’le geçirdiği bir geceden sonra “chelsea hotel no.2” yi yazmış, Luc Beson “Leon: The Professional”ı bu otelde çekmiş..)

    Chelsea Hotel yeraltı hayatının, kara kitapların, hastalıklı şarkıların yuvası olup; karanlık insanların, uyuşturucuya emanet edilmiş zihinlerinin özgürce dokuduğu hiç bir benzeri olmayan sanat eserlerinin doğduğu, bazı hayatların söndüğü bir sır yuvası olarak hayatını devam ettirmiş..

    şimdilerde ise bir müze havasında zamanının en pahallı müşterilerini ağırlıyor..

    belgeselde iyi/kötü herkes için birşeyler var..

    izlemek isteyenler için belgeselin tekrarı 15 Ekim Çarşamba günü saat 13:30da..

    lüzumsuz bilgi:

    * otelde en uzun süre konaklayan kişi Virgil Thompson.. tam 54 sene..

    * Hotel Chelsea’nin bütün odaları birbirinden farklı döşenmiş..

    bu arada resimde William S. Burroughs ve Andy Warhol aynı masada.. (olacak iş değil..)

    bir de izleyecek olanlara bir öneri.. havaya girmek için otel hakkında biraz araştırma fena olmaz..

    (Helldorado konseriyle ilgili bilgi sonra..)