annie
Cuma 27 Kasım 2009
benim küçük ısmarlama minik elli tatlı kuzumun bugün doğumgünü..
mutlu yıllar.. ablacığınla..

benim küçük ısmarlama minik elli tatlı kuzumun bugün doğumgünü..
mutlu yıllar.. ablacığınla..
hava yağmurlu.. yağmuru seviyorum..
dondurmayı da seviyorum.. hele damla sakızlısına bayılıyorum.. (yasaklarım arasında, yiyemiyorum ama sabırla bekliyorum)
sadece resimleri eskitmek için bile fotoğraf çekebilirim gibi hissediyorum son zamanlarda..
kontrastı yüksek siyah beyazlara bayılıyorum.. çok güzel eskiyorlar..
resimdeki kızı da seviyorum..
arkada elleri gözüken adamı da..
bir dondurma bu kadar mı hüzünlü durur bir fotoğrafta..
hay allah ya..
montumun kollarından, yakasından ince ince serin hava girse..
ben dondurma yüzünden yollara düşsem..
neredeyse bir sene sonra yine aynı yerdeyiz..
Kıvanç Ocakbaşı‘nın sokağına vardığımızda Ahmet Abi kapının önünde oturuyordu.. onu görünce içim rahatladı.. herşey yerli yerinde demek.. bir fazlayla.. bu sefer Annie de bizimle..
kapının önünde sokağa atılmış masalardan birine kurulduk.. bu sefer Ahmet Abi’nin işine hiç karışmadık.. bir tek ne içeceğimizi söyledik.. rakı.. gerisini o halletti..
ilk önce bostane.. nar ekşili, narlı, cevizli o güzel salata.. anlatırken bile o tatlı ekşi tadı hissetmemek mümkün değil.. (”tabaklar bile aynı” şaşkınlığı bende bu arada.. bir tek sanki güvercinler çoğalmış.. hani güvercinler ve küçük bir yapay şelale vardı kapının önünde.. ) sonra kurutulmuş patlıcan ve biber dolması.. öyle kıyma falan değil.. bıçak arası etle hazırlanmış.. kırmızı biber dolması yanında haydariyle.. şakşuka bir de.. biz bunlara sanki mücevhermiş gibi davranırken, üzerlerine hafif acılı biber salçası sürülmüş sıcak pideler geldi masaya..
Ahmet Abi bu arada arasıra kapının önüne çıkıp bizimle laflıyor.. rakımıza su veriyor biryandan da.. (rakı suyumuzu masada bırakmadı ısınmasın diye, her seferinde dolaptan getirip bardaklarımızı dolduruyor..) bir de yeni elemanı var.. bir hafta kadar önce Ayvalık’a gelmiş ve şans eseri Ahmet Abi ile tanışmış biri.. sonra Ayvalık’a yerleşmiş.. (”Ahmet Abi efsunlu mu” sorusu kafada..)
biz bunlardan bahsederken içerden ağır ağır et kokusu gelmeye başlıyor.. derken ortaya karışık kebap.. bir porsiyon Adana Kebap, bir porsiyon patlıcanlı kebap, bir porsiyon pirzola ve bir porsiyon da şiş kebap.. biberi domatesi cabası.. üç kişi, beşinci porsiyon olan bir Adana Kebabı daha istedik desem, yemekler hakkında fikir olur sanırım..
bu arada Ahmet Abi daha siparişi verirken diyor ki “mırrayı köze koyuyorum..” biz kebaplarımızı yerken elinde üç küçük porselen fincan ve bir bakır cezve içerisinde mırrayla başımıza dikiliyor.. “hazmı kolaylaştırır” diyerek yemek arasında mırralarımızı içiriyor.. bu arada Türk Kahveleri de yolda..
Ahmet Abi herşeyi öyle bir sistem içerisinde yapıyor ki, zaten herhangi bir aşırı doygunluk hali hissetmek mümkün değil.. kebaplardan sonra bize biraz karışık meyva getirdi.. biz onları atıştırırken küçük bakır kupalarda nar şerbeti ve en son da o güzel fincanlarda Türk Kahvesi..
bize sunduğu herşey sanki kendisi içinmiş gibi..
bizi gene iyi dileklerle, dünyanın mutlu varlıkları olarak uğurladı..
Şaytan Sofrası’nda gün batımına doğru..
Gümrük Cd. 2. Sk. No:2 (Oyakbank arkası)
Tel: 266 312 84 82
**bu arada Ahmet Abi çok güzel çiğ köfte de yapıyormuş ama sipariş üzerine.. beklerse kötü olurmuş.. gitmeden önce arayıp haber veriyorsunuz, O sizin için hazırlıyor..
haftasonu Momo’nun aldığı güzel bakır cezvemle abimin hediye ettiği güzel el işi fincanımda (Yıldız Porselen) mis gibi Kurukahveci Mehmet Efendi’nin nefis kahvesinden içtim..
ama bir eksiklik vardı..
Annie, ben kahve pişirmeyi sevmiyorum.. kahvem pişsin bana gelsin istiyorum.. anlıyor musun beni..
bir de kış gelsin artık diyorum.. 1 Eylül’ün o güzel yağmurundan sonra hava bir açıyor bir kapıyor.. genelde bunaltıcı bir sıcak.. yorganlar çıksın, montlar giyilsin.. (geçen kış doyamadığım mor deri montum, yeşil kocaman atkımsı şalım.. sizi çok özledim..)
bir de.. 50 mm objektif aldım.. çok mutluyum.. cebimde gezdiresim var onu..
balığın yumurtası havyardan daha kıymetlidir tavuğun yumurtası bizim ailede.. aile derken kastettiğim sevgilim ve ben değil.. kuzenlerim.. teyzelerim.. annem.. (onunla ilgili bir efsane bile var.. o küçük bir çocukken, köyle pikniğe giderken, haşlanmış yumurtaların olduğu sepeti eline vermişler.. piknik yerine vardıklarında annemin yol boyunca 9 tane yumurtayı yediği ortaya çıkmış..)
herkes ona sanki daha başka daha mühim bişiymiş gibi davranır..
bu yandaki arkadaş bizim buzdolabından..
sanırım sabahları suratımdaki meymenetsizliği atmak için kardeşimin geliştirdiği bir yöntem..
sabah uyku sersemi dolabı açıp da size hayretle bakan bir yumurta görünce gülmemek elden gelmiyor..
çok yaşa emi sen Annie..