Lunawar
  • ANASAYFA
  • Archivio della Categoria 'yemek'

    ufak kaçamak; altınoluk

    Perşembe 3 Haziran 2010

    geçen haftasonu bir kaçamak yapmak için fırsatımız oldu Tijj’le.. bir vesile ile Edremit’e gitmek gerekti, tabii biz onu en iyi şekilde değerlendirdik.. uyku dışında Tijj, ben, annem ve teyzemle nefis bir haftasonu geçirdik.. her gece geç saatlere kadar muhabbet edip, sabah erkenden kalktık.. daha Edremit’e indiğimiz gün Altınoluk’un yolunu tuttuk..

    Altınoluk’un nefis denizinin dışında bir de gurmeler gibi yemek yedik.. kabak çiçeği dolması, kabak çiçeği mücveri, taze bamya, börülce salatası derken yatıp kalkıp yemek yediğimizi farkettik..

    öyle bir boşaltmışım ki beynimi, buraya döndüğümde bir süre alışamadım hiçbirşeye..

    yukardaki resim bir akşamüstü Altınoluk.. bir deniz bu kadar mı hareketsiz olur?! rüya gibi geçti tabi 3 gün.. şimdi gene ofiste günün sekiz saatini geçirdiğim masamın başındayım..

    GökçeKız seni anmadan geçemeyeceğim..

    bir sigara ömrü 20 dakika kısaltır..
    bir şişe bira ömrü 4 dakika kısaltır..
    bir iş günü ömrü 8 saat kısaltır..

    “wind of change”

    Pazartesi 3 Mayıs 2010

    yazının başlığı “wind of change” mi olsun yoksa “mayıs sıkıntısı” mı bilemedim..

    radyo hüzünlü şarkılar çalıyor.. her tarafta bir garip değişim hali.. kimileri istekli planlı, kimileri aniden.. kimle konuşsan değişik değişik haberler alıyorum..bu sabahtan beri garip bir ruh hali var üzerimde.. sanki herşeyi dışarıdan izliyormuşum gibi..

    bugün GökçeKız‘la vedalaştık.. uzun bir yolculuğa çıkıyor.. ondan bu kadar uzakta olmak bir tekinsizlik hissi yarattı bende.. beraber “değişmekten” hoşlandığım biri o çünkü.. bu bir ay sanki o değişimine devam ederken ben geride kalacakmışım gibi bir hisse kapıldım.. çocukça di mi?

    komşu koltuğum, cancağazım son bekar günlerini yaşıyor.. 10 gün sonra mutlu mesut evli olacak ama şimdi elektrik telleri üzerindeki kuş gibi..

    yan penceredeki cancağazım yakın zamanda beklemediği bir ameliyat olacak.. son bir iki senedir hayatımızda sanki derdimiz az gibi aptal doktorlar ve psikopat cerrahlar var..

    yakın zamanda bir arkadaşı daha uğurlamaya hazırlanıyoruz.. hayatını çok mutlu ve çok sıkıntılı yaşıyor bir süredir.. iyilerle kötüler çarpışıyor hayatında.. bugün yarın bitecek bu savaş.. sonra onun da uçup gideceği -hem de başka bir ülkeye- zaman gelecek.. tatsız (kalanlar açısından tabii..)..

    bir diğer komşum bu ay hayatını ellerine almaya çalışıyor ama bu özgürlük yolu ona bedeller ödetiyor..

    biz sevgilimle mayıs için büyük planlar kurmuştuk.. şimdilik herşey tepe takla dönmüş durumda.. elimiz kolumuz bağlı, kızgınlık içerisinde bekliyoruz..

    Momo’yla birbuçuk aydır buluşmaya çalışıyoruz ama nafile.. bugün buluşacaktık ama kızcağızım faranjit olmuş..

    başka unuttuğum var mı bilemiyorum ama tabii hepsi bu kadar değil.. ufak tefekler de hayatımızın tadı tuzu (!) olmaya devam ediyor..

    iyi şeyler de var az da olsa..  annem geldi geçtiğimiz perşembe sabahı mesela.. şaşrıdık kaldık sabah sabah.. yanında bol bol tazecik yeşillik, sebze ve erik getirmiş.. kırma zeytin de cabası.. üstelik kardeşim Annie’de karnıyarık yapmayı öğrendi.. sultanlar gibiydik haftasonu..

    şu mayıs bir geçse de arkası iyi gelse bari..

    ellerimize ayaklarımıza su ve toprak değse..

    3 vakte kadar 2 yol..

    Pazar 25 Nisan 2010

    uzun zamandır film izlemeyi bu kadar özlememiştim.. sıkıntılarımdan birini attım.. en azından akşamları film izlemeye hazırım artık.. tabii bir de biriken dizileri.. iki üç bölüm birden Lost, Flashforward, V izliyoruz.. ama evde mısır bitmiş.. mısır almak lazım dışarı çıkınca..

    sahi True Blood ne zaman başlıyordu?

    işyerinde bir takvimim var.. unutmamam gereken şeyleri işaretlediğim.. takvim takvimlikten çıktı.. şöyle bir ileriye baktığımda yaklaşık iki ay boyunca boş haftasonu yok gibi..

    falımda iki yol çıktı.. bir hafta arayla.. bakalım, bir terslik çıkmazsa bir Fethiye bir Edremit gözüküyor..

    Fethiye’de beni çeken bir şey var.. nerde doğduğumu bilmesem “toprağım” diyeceğim.. şimdiden heyecan bastı.. o beni hasta eden uzun yoluna bile razıyım.. tabii ayrı güzel yanı da, yanımda Momo’nun olacak olması..

    yandaki resim Deep‘ten tabii yine.. orayı ne kadar sevdiğimi bilmeyen kalmadı heralde.. özgürlüğümün ilk gününde Tijj’le kendimizi hemen Deep’e attık..

    Deep’ten birileri benim blogumu okuyor mu acaba? okuyorsanız söyliyim o krepleri çok özledim.. hem neden çıkardınız ki o krepleri menüden..

    bir de kızartma haznesi yıkamak için yerinden çıkmayan, kullanma kılavuzunda kızartma haznesinin içini deterjanlı ıslak süngerle temizlenmesi gerektiğini yazan bir fritözümüz varmış meğer.. acaba fritözü yapan firma yetkililerinden biri bu ıslak ve deterjanlı süngerle temizlik işini denemişler midir?

    hayır, kim yıkanmayan bir aracı mutfağında kullanmak ister.. (kısmen yıkanan blender setim içinde geçerli bu)

    neyse.. keşke üç senedir durduğu yerde kalsaymış fritöz.. şimdi onu bu haliyle kabul eden biri çıkana kadar orada duracak..

    dağanık bir yazı oldu di mi? olsun.. hiç yoktan iyidir..

    yeni maceralarda görüşmek üzere..

    ciğer kebap

    Cumartesi 6 Mart 2010

    şimdi durup dururken nerden çıktı bu diyebilirsiniz.. fotoğrafları düzenlerken görünce canım çekti işte..

    Adana’ya ilk gittiğimde de ciğer yemiştim.. tabii ki de tadı damağımda kaldı.. üzerinden bir sene geçtikten sonra Adana’ya giderken aklıma ilk gelen şeylerden biri ciğer oldu gene..

    Adana’da yaşayıp da sağlıklı kalmak benim için pek mümkün birşey olmazdı herhalde.. zira uçakla geri dönerken bile çantamda pişirilmeye hazır içli köfte, 5 litre acılı şalgam, tatlı ve tadı damağımda ağzımda ciğer tadı vardı..

    işte resimdeki ciğerler o ciğerler..

    bir limon bahçeinde yedik kebaplarımızı.. tepemizde limon ağaçları soframız dolup taşmış.. ciğerden sonra başka şeyler de geldi masamıza ama ben kenimi durdurup da başka resim çekmeyi beceremedim..

    giderseniz aklınızda olsun..

    Tülay’cım.. neydi restaurantın adı?

    sangria

    Salı 2 Mart 2010

    haftasonu annecim bir süpriz yaptı ve İstanbul’a geldi.. ben de herşeye bir ara verdim zorunlu olarak.. bana kalsa duracağım yoktu..yetti mi derseniz yetmedi tabii..

    yukarıdaki resimleri bu sefer ben çekmedim.. Nell çekti.. annemi de alarak kuzenlerimin evine gittik yemeğe.. dört kuzen bir teyze olunca muhabbet de tatlı oldu tabii.. ailenin kadınları olarak tüm muhabbetleri mutfakta sandalye tepesinde tamamlamaya bayılıyoruz..

    ben gözüme litrelik votkayı kestirince uzun süredir sözünü verip durduğum sangria’yı sonunda hayata geçirdik..resimleri ben çekmedim ama resimlerdeki eller bana ait..sangria’nın bir çok tarifinden biri benim yaptığımda.. votka+şarap+portakal suyu ve bol meyvadan oluşuyor. bir de servis yaptığım bardakların dibine bir parmak kadar soda koyuyorum.. koca sürahiyi bitirdik.. hatta biraz daha fazlasını..

    şimdi sırada yine uzun zamandır söz verdiğim WhiteRussian gecesi var.. malzemeler hazır.. kızlar da tamam.. geriye kalan tarih belirlemek..

    aşk pastası..

    Cuma 12 Şubat 2010

    birkaç saat sonra yola çıkıyorum..

    çok ani oldu.. yolculuk Adana’ya..

    uçakları hiç sevmiyorum.. ama katlanmama değecek bir şey için çıkıyorum yola.. (Mr. T gibi beni de bayıltsanız ya uçağa binerken..)

    yakın bir arkadaşımın yeğeni katılacak pazar sabahı aramıza.. beni bu eşsiz anı belgelemem için davet ettiler..

    ve evet, daha önce sormuştum ya.. sanırım bağamlılık yapacak.. öyle muhteşem bir an ki..

    ama söylemeden edemeyeceğim.. iki gün üst üste uçağa bineceğimi bilseydim sanırım iki gün önce sigarayı bırakmaya karar vermezdim..

    bu arada bu yandaki kırmızılı sevgilim için..

    pazar akşamına kadar burda olamadığıma göre ben de gider ayak bir süpriz yapayım istedim..

    içi nutellalı ve muzlu..

    üstü bitter çikolatalı ve çilekli..

    kakaolu keki çok şekerli çok..

    bu yol stresiyle yarısını yemesem bari..

    (hmmm.. kafiye mi oldu ne?)

    sushi

    Cuma 8 Ocak 2010

    bu yaşıma gelmiş hala sushi yememiştim..

    hafif bir başlangıç yaptım..

    resimdeki crunch roll..

    içinde yengeç var..

    ne çok sevdim.. ne de hiç..

    gerçekten hafif bir başlangıç oldu.. ama sevebileceğim birşeyler bulacağıma eminim..

    belki görgüsüzlük ediyorum ama biranın yanında süper aperatif oldu..

    mekan da Wasabi.. her bir yemeğini ayrı severim..

    önemli mevzu; tarhana

    Pazar 27 Aralık 2009

    tarhana çocukluktan kalma bir derin konu..

    heralde ömür boyu bıkmayacağım tatlardan ama keyfime göre yapılırsa..

    bir kere soğanla beraber sarımsak kavrulmalı içine..

    mümkünse hafif acı biber salçası da eklenmeli..

    bir de bolca nane..

    bizim orda yeşil kırma zeytinle yenir tarhana.. ne alaka demeden bir deneyin derim ben..

    ha, bir de tarhana hakkında bu kadar depreşmemin nedeni, süte karşı besin intöleransım çıktığından beri tarhana yememiş olmam.. (hani onda da yoğurt var ya..) bu sabah belki de 3-4 aydır yemediğim tarhanayı bir güzel mideme indirdim.. yememek beni daha fazla hasta ediyordu.. çok güzeldi.. çoook..

    annie

    Cuma 27 Kasım 2009

    benim küçük ısmarlama minik elli tatlı kuzumun bugün doğumgünü..

    mutlu yıllar.. ablacığınla..

    Çınarlı Han

    Cumartesi 17 Ekim 2009

    ben ne kadar denizi seviyorsam sevgilim de ormanı o kadar çok seviyor.. Körfez tatilimizde O’nu Hanlar‘a götürdüm.. mangal, et, kabak çiçeği dolması, közlenmiş sebzeler salatası, bira ve şarap eşliğinde.. hava zaten soğuktu, bir de ormanda gidince tam bir kış havası yaşadık..

    Hanlar Edremit-Yenice yolu üzerinde.. bu iki ilçe arasında ulaşım için dağları aşıyorsunuz.. minibüsün büyüğü, otobüsün küçüğü araçlar çalışıyor bu yolda.. yol üzerinde birsürü köy var.. rakım arttıkça, köy sayısı azalıyor.. o kadar yükseliyorsunuz ki, kilometrelerce içeride olmanıza rağmen bütün körfezi Ayvalıktan Küçükkuyu’ya görebiliyorsunuz..

    yol boyu adımbaşı çeşmeler var.. piknik yapılabiliyor buralarda ama ateş yakmaya izin yok.. eğer ateş yakılacaksa yol üzerindeki piknik alanlarından birini seçmek gerekiyor.. biz en eskisi olan Çınarlı Han’a gittik.. Çınarlı Han’da ister herşeyi siz getiriyorsunuz, ister “kendin pişir kendin ye” şeklinde tercihte bulunuyorsunuz..  Çınarlı Han’ın diğer piknik yerlerinde farkı, bir alabalık havuzunun olması.. isterseniz alabalık da yiyebiliyorsunuz.. biz herşeyimizi yanımızda geçirdiğimiz için sadece bir masaya örtü yaydırdık ve yerleştik, o kadar..

    sevgilim bize etlerimizi pişrdi, yemeğimizi yedik, içkilerimizi içtik ve sonra ormanda yürüyüşe çıktık.. yol kıyısından biraz uzaklaştığınızda o dev çam ağaçları sanki daha bir irileşiyor ve sıklaşıyor.. görebildiğiniz tek şey ağaçlar ve yerde gitgide yükselen eğrelti otları.. yoldan çok uzaklaşmamış olmamıza rağmen etraftaki dokunulmamışlığı hissediyorsunuz.. insana ait hiç birşey yok.. kısa birsüre sonra yoldan geçen araçların seslerini de kesiyor ağaçtan duvar.. biz şehir insanları için “hiçlik” duygusu işte bu kadar çabuk geliyor.. biraz daha yürüsem belki ne yönden geldiğimizi bile unutabilirim..

    hava kararmaya başladığında daha fazla soğuğa kalmamak için yola koyulduk.. dönüş yolu karnımız da tok olduğu için daha bir keyifliydi.. sanırım Körfez’de yaşıyor olsaydık, her hafta sonu soluğu orada alırdık..