ziyan olmazsınız..
  • ANASAYFA
  • Archivio della Categoria 'yemek'

    sebze günlüğü 5; tek ihtiyacı(m)..

    Salı 15 Temmuz 2008

    1. toprak

    2. su

    3. gün ışığı

    4. ilgi

    5. çok ilgi

    sebze günlüğü 2

    Salı 3 Haziran 2008

    Domates macerası fide olarak devam ediyor..

    6-7 cm olan fideleri saksılara aktardım..

    “Can suyu” nu yani ilk suyu bol vermek gerekiyormuş.. Sonra haftada 1 kez sulamak yeterliymiş.. Üstelik benim balkonum günde sadece 1 saat kadar güneş alıyor.. Zavallılar oldukça besinsiz kalıyorlar.. Ama ben azimliyim.. Göreceğim o güzel çiçekleri üzerlerinde.. Bu arada saksıya gelen ziyaretçiler de var.. Sağolsun balkonun kumru ziyaretçilerinin işi olsa gerek.. Domates fidelerimin yanından rokalar boy gösterdi..

    Tabii bir yandan da domates yemek için az güneşli balkonumun güçsüz fidelerinden medet ummak biraz beni tedirgin etti.. O yüzden haftasonu Eminönü’ne gitmişken 2 tane “pembe domates” fidesi aldım..

    Bir saksıya da roka tohumu serptim.. Deli rokalar hemen çimlenip saksıdan dışarı taşmaya başladılar bile.. Daha maydonozlarım var ekecek ama artık saksı toprak dayandıramaz oldum..

    Haftasonu salatalıklarımı da çimlenmeleri için ektim.. Bu haftasonu onların da çimlenmesini bekliyorum.. Onların çimlendirilmesi de domatesler gibi.. 6-7 günde çimleniyorlarmış.. Sonra onları da saksıya almak gerekiyor..

    Tabii aslında çimlendirme işlemi için geç kaldığımı da biliyorum.. Balkonda sebze yetiştirmeye heves edenler varsa tavsiyem artık fide alıp dikmeleri.. Ama ben açıkçası biraz da deneyim olsun diye uğraşıyorum.. Bu sene beceremessem seneye illa ki olacak diye.. Bir de söylemeden edemeyeceğim.. Koçtaş‘ta bir “ev serası” gördüm.. (Şimdilik siteye koymamışlar) Hala aklım ondan.. Benim gibi balkonu çok rüzgar alan biri için nefis bir alet.. Neyse.. Önce kendime bu işi yapabileceğimi ispatlamayım demek ki.. Bir de bu tohumlar, saksılar, fideler bende yeniden ve pırıl pırıl fotoğraf çekme isteği uyandırıyor.. Güzel bir makina alabilmeyi diliyorum böylece..

    Bu yazıdan itibaren “günlük”ün ismini değiştiriyorum.. Çünkü burası sebze bahçesine döndü.. Tabii ben bir saksıya da çilek ekersem yeni ismini sonra düşünürüz artık..

    Sebzelerle ilgili son söz..

    Sebzeler de benim gibi erken uyanıyorlar.. Her ne kadar İstanbul’un göbeğinde de yaşasam balkonda onlarla geçirdiğim birkaç saat gece gördüğüm kötü rüyalardan, sıcak yüzünden yarım yamalak uykunun üzerimde bıraktığı sersemlikten uzaklaştırıyor beni.. Toprağın gücü mü yoksa “yeniden” birşeylere hayret edebilmenin mucizevi iyileştirici etkisi mi bilemiyorum.. Ufacık bir tohumun dönüştüğü şey öylesine büyülü ki.. Aklım almıyor.. Televizyonda izlediğim, gazetelerde okuduğum (gazete okumayı bıraktım.. nerdeyse 1 ay oldu..) katliamlar, anlayışsızlıklar, aptallıklar silsilesi haberlerin şaşırtamadığı ben, toprağın suyla buluşup kabararak bir can’a dönüşmesine inanamıyorum, gözlerim yaşarıyor bazen.. Gülümsemeden edemiyorum.. Toprak ve tohumlar beni şaşırtıyor ve şaşırabiliyor olmak beni çok mutlu ediyor..

    cızz bızz..

    Perşembe 22 Mayıs 2008

    Mangal yapalım diyip de günü geldiğinde kaybolanlara..

    Pikniğe gideceğiz diye beni oyalayanlara..

    Gözümün yaşına bakmadan geçen haftasonu piknik/mangal maceralarını anlatanlara..

    Utanın..

    Ben yaptım.. Yanına da bir bira açtım..

    domates günlüğü 1; çimlenen tohumlar

    Çarşamba 23 Nisan 2008

    Geçen sene balkonumda domates yetiştirebilmek için çekmediğim eziyet kalmadı.. Tamamen tohumları satın aldığım kişinin bende bu potansiyeli ya da yeterli azmi göremediği için yetersiz bilgi vermesiyle ilgili bir hayal kırıklığı.. Daha tohumlar çimlendiği zaman yanlış giden birşeyler olduğu belliydi ama ben kendi yetiştirdiğim domateslerden bir tanecik yiyebilmek uğruna aylarca direndim.. Sonuç.. Boş birsürü saksı.. Ayrıca bütün yaz boyunca saatlerce o saksıların başında boşuna geçirdiğim zamanı karşı apartman ve sakinlerinin baştan sona takip etmiş olmasının içimde bıraktığı eziklik hissi.. Tamam kim ne derse desin.. Bu sene bu işin benim için geçici bir heves olmadığını kanıtlamanın vakti geldi.. Karşı apartmanın tüm sakinlerine göstere göstere dalından tazecik koparılmış küçük domateslerimin üzerine mis gibi zeytinyağı gezdirip afiyetle yiyeceğim.. Acımasızca mı oldu.. Bilemiyorum.. Ama işi başından sıkı tutmak lazım..

    Önce tohumları viyolde ya da küçük plastik bardaklarda torf içine gömerek (ama derine değil kesinlikle) biraz sulamak ve direk güneş görmeyen bir yerde üzerlerini bir naylonla örterek küçük seranın içinde çimlenmesini beklemek gerekiyor..

    Geçtiğimiz hafta bir akşam oturup minik domates tohumalrını ektim.. Küçük bir seram oldu.. Tohumların bir kısmı çimlendi.. Biraz daha bekleyip onları saksılara alacağım..

    Saksılara geçişte görüşmek üzere..

    ikinci bahar

    Cuma 4 Nisan 2008

    İkinci Bahar Kanlıca sahiline inen nefis yolda ufak bir restaurant.. Ufak bir araştırma yapıldığında ufak mütevazi mekana karşın müşterilerinin pek de nüfuz sahibi kişiler olduğu görülüyor.. Neyse beni ilgilendiren kısmı bu değil tabii ki de.. ikinci Bahar işyerine baharın gelişinin müjdeleyicisi.. Oturmaktan keyif aldığımız bir balkon/terası var.. Çiçeklerle dolu.. Plaza insanları olarak baharın ilk günlerinden itibaren öğle yemeklerinde aklımıza gelen ilk yer orası..

    Benim en sevdiğim yemekleri soya soslu et&tavuk.. Soya, krema ve mantarla kavrulmuş et ve tavuk parçaları, nefis pilav ve içinde dereotundan taze naneye dört dörtlük bir mevsim salatasıyla nefis oluyor.. Ardın da nefis bir sade kahve.. (Fırında makarnaları için ayrı bir yazı yazmak istiyorum)

    Yemeğin üzerine arabaya doluşmuş, denize arkamızı dönmüş plazamıza doğru giderken aklımdan Suim geçti.. arayıp O’nu ne çok sevdiğimi ne çok özlediğimi söylemek istedim.. Her nefis yemekten sonra olduğu gibi bir daha ki sefere O’nunla gelmeyi hayal ettim..

    Bahar ve güzel yemek insanın kimyasını darmaduman ediyor..