Archivio della Categoria 'tebdili mekan'daki ferahlık'
Cuma 8 Ağustos 2008
yazar cuma sabahı itibariyle tatilde..
ayaklarını kuma gömüp, deniz sesiyle beynini yıkayacak..
içine limon dilimleri atılmış bira içecek..
kitap okuyup hayal kuracak..
eğer kıpırdanabilirse birkaç satır yazı yazacak..
döndüğünde eğer depresyona girmesse güzel hikayeler anlatacak..
güzel resimler paylaşacak..
…
…
ben burda yokken herkes birbirine mukayyet olsun..
domateslerime iyi bakın..
Pubblicato in Kabak Koyu, dağ bayır, deniz, doğa, genel, içki, keyif, tatil, tebdili mekan'daki ferahlık, vadi | Nessun commento »
Salı 8 Temmuz 2008
gidebilmek hissimi canlı tutan bitkilerim artık yavaş yavaş çiçeklenmeye başladı.. biberlerim, hıyarlarım ve domateslerim birkaç haftadır güzel çiçekleriyle bana umut veriyorlar.. çok basit.. sadece zaman ve vazgeçmemekle ilgili.. zamanın yavaşladığı ve koşuyormuş gibi değil de sanki durduğunuz yerde herşey etrafınızda pervaneymiş gibi biryerlerin olduğunu öğrendiğimden beri belki de yaptığım herşey o yere ulaşabilmek için bir hazırlık..
bu yer bensiz olmaya devam ediyor ya.. ben o yersiz “ol”maya devam etmek istemiyorum artık..
sabahları erkenden kalkıp yaptıklarım, yakın zamanda içine girmeyi planladığım hayat için küçük hazırlık hepsi.. sanki o gün hava gereğinden fazla sıcak ya da kirli olmayacakmış gibi.. sanki heryeri motor ve insan sesleri sarmayacakmış gibi.. sanki o istemediğim kıyafetleri giyip gökyüzünü göremediğim ofisime gidip kendimi bilgisayarımın önüne hapsetmeyecekmişim gibi.. işte bir sene boyunca tüm bu prova saatleri beni biraz daha sakinleştirip teselli etti.. üstelik beklemediğim bir etkisi de oldu.. tam da ismini bilemiyorum ama.. aidiyet gibi.. artık yalnız değilmişim gibi.. artık biryere bağlanabilirmişim gibi..
bana geçen sene domates tohumlarını satan adam o küçük tohumların aslında benim için ne büyük bir değişim olacağını bilebilseydi belki de daha dikatli anlatırdı.. neyse.. ben o zaman bunlar için hazır değildim belki de..
şimdi hala ayaklarım toprağa basmıyor ama bir sınavı daha geçtim.. çiçekler meyve olacak..
herşey çok güzel olacak..
Pubblicato in dağ bayır, domates günlüğü, doğa, genel, keyif, sebze günlüğü, tebdili mekan'daki ferahlık | Nessun commento »
Perşembe 22 Mayıs 2008

Mangal yapalım diyip de günü geldiğinde kaybolanlara..
Pikniğe gideceğiz diye beni oyalayanlara..
Gözümün yaşına bakmadan geçen haftasonu piknik/mangal maceralarını anlatanlara..
Utanın..
Ben yaptım.. Yanına da bir bira açtım..
Pubblicato in Hanlar, aile, dağ bayır, genel, içki, keyif, mangal, piknik, tatil, tebdili mekan'daki ferahlık, yemek | Nessun commento »
Çarşamba 21 Mayıs 2008
sıcak hava beni durdurur.. hareketlerim kısıtlanır, nefesim yavaşlar.. uykusuluğu “hastalık” olarak gördüğüm çocukluk yıllarımda babam eğer hiçbirşey düşünmezsem hemen uyuyabileceğimi söylerdi.. başaramadım hiç.. sıcak beni düşünceleimden uzaklaştırdı yıllar sonra büyüdüğümde.. sadece nabzımın sesi..
hafta sonu Ayvalık’a gittim.. hava ısındı.. sokaklarında yürüdüm.. o sokaklarda benim gibi “duran” insanlar gördüm.. Ayvalık sokakları insanın durup kendini sıcağa teslim edebileceği sayılı yerlerden biri diye düşündüm..
yer karolarının arasından patlayan çiçekleri, sokaklarının üzerini örten sarmaşıkları, bir sokak ötede denizi ve o sakin insanıyla..
Avalık’ta “durmak” hayatımdan kaybolan dakikalar gibi değil.. zamanında binbir kültürden insanı durdurmuş ataletindeki konforuyla.. kavgasız dövüşsüz.. aynı dili konuşmayan insanlar el ayak çekildiğinde pencereleri üzerlerine çekip Rum müzikleriyle Türkçe şiirler okuyup hem Türk hem Rum rakısı içip hem Türk hem Rum dertlerini birbirine katmışlar..
Ayvalık kendime sakladığım, korunması gereken bir duygu.. Alibey (Cunada) Adasının dalgakıranında bir şişe şarapla dalgaların betona çarptığında bulutların arasından bir görünüp bir kaybolan güneşinin havada uçuşan damlalara küçük gökkuşakları çizdirdiği, benim o gökkuşaklarının altından geçip büyük sırlara, küpler dolusu altınlara erişebileceğim şehir..
Pubblicato in Ayvalık, dağ bayır, genel, keyif, tatil, tebdili mekan'daki ferahlık | Nessun commento »
Çarşamba 7 Mayıs 2008

- yağmur yağsın..
- Amy Winehouse çalsın..
- yolculuk hazırlığı başlasın..
Masa başı huzursuzluğum.. Fonda “gittiğim yer”le özdeşleştirdiğim Amy Winehouse çalıyor.. Facebook yoluyla haberler geliyor ordan.. İlk gördüğüm andan beri merak ettiğim şey orada nasıl yağmur yağdığı.. Yağmur damlalarının ormanda nasıl ses çıkardığını merak ediyorum.. Dağların nasıl göründüğünü.. Yaprakların üzerinden suyun nasıl aktığını.. Denizin nasıl durulduğunu.. Kuma vuran damlaların kumu etrafa sıçratışını.. Sahildeki tentenin altında yağmur yağarken sigara ve şarap içmenin nasıl bir duygu olduğunu..
Şimdi camları açılmayan plaza kafesimde şişene kadar sandalyemden sarkıttığım ayaklarım beni evime taşıyacak.. Bu şehirde doğa olayları da diğer herşey gibi zamanın geçtiğinin habercisi.. Güneşin batması bir işgününün daha bittiğini haber veriyor.. Yağmurların yağmaya başlaması kışın yaklaştığını ve trafikte daha fazla zaman harcayacağımızı.. Havaların gitgide ısınması insanların ve diğer şeylerin daha pis kokacağını.. Hergün biraz daha “geç” oluyor tüm açlıklar için..
Ve hergün aynı hikaye.. O çok istediklerimize ulaşmak için tüm bu katlandıklarımız.. Herkes bir deniz kıyısında yaşamak istiyor, herkes çocuklarını tarfikten uzakta büyütmek istiyor, herkes bahçesinde sebze yetiştirmek istiyor.. Gözlerimi açıp bitmesini istiyorum.. Oraya ilk gittiğimde olduğu gibi zamanın durmasını ve sadece güneşin doğup batmasını istiyorum.. diliyorum..
(yazıda kullandığım resim burdan.. umarım sahibini kızdırmam.. biri bana bu resmi gösterse gerçek olduğuna inanmazdım.. gözlerimle görmeseydim..)
Pubblicato in aile, dağ bayır, genel, katkıda bulunanlar, keyif, müzika, tatil, tebdili mekan'daki ferahlık | 1 commento »
Cumartesi 26 Nisan 2008
23 Nisan hiç bu kadar keyifli geçmemişti..
Sanırım çocukken de 23 Nisanlar tatil olsaydı hiç fena olmazdı.. Ben pek aktif (!) bir çocuk olarak her yaşmda kendime bir aktivite bulurdum.. Zaten yıllarca bandoda çaldığım düşünülürse, genelde 23 Nisanlarımı komik bazı kıyafetler içerisinde uygun adım trampetime vurarak geçirmem yeterince kötü anılar silsilesini beraberinde getiriyor geçmişi anımsadıkça..
Bu sene geçen güzel 23 Nisanlarım anısında kardeşimi arayıp anneme benim adıma Atatürk’lü tahta çubuklu bir kağıt bayrak ve bir de pamuk helva almasını tembihledim.. Annem tüm bayramları benim için özel ve eğlenceli kılmayı kendine bir görev edinmiştir zira..
Eğer ben o bayramda görevli değilsem, sabahın köründe beni kadırır, süsler, yola çıkarır ve elinden geldiğince en şık yerden gösterileri izlememi sağlardı.. 23 Nisan.. 19 Mayıs.. 30 Ağustos.. ve Edremit’in kurtuluş şenlikleri..
Bu sene İstanbul’da “kutlayacağım” ilk bayramımdı.. Ertesi gün hava sıcaklığı 10 derece kadar düşmesine rağmen sanırım tam bir bahar günüydü.. Keyifli bir sabahın ardından eşimle kendimizi Sarıyer’e attık.. Ve Winmaker’la.. Winmaker sonunda bisikletini almış..
Buluşmamızın üzerinden kısa bir zaman geçmişti ki kendimi çaresizce gülerken ve konuşurken buldum.. Temiz hava ve tatil bir araya gelince geri kalan herşey peşlerinden gelmişti.. Bir derenin yanından ormana doğru pedal çevirdik.. Sonra boğazda rüzgara karşı bir tur yaptık.. Ardından ormana doğru başka bir tur.. Ormana vardığımızda gün ve biz bitmiştik.. Nefis akşam yemeği hayalleri kurarak geri döndük..
İstanbul’da çok az bisiklete binilecek yer olması çok fena.. Yollar deli şöförlerin.. Kaldırımlar ise deli şöförlerin parkettiği araçlardan yer bulabilen zavallı insanların.. Bir de şunu söylemeden geçemeyeceğim.. Bisiklet kullanırken arabayla dibime kadar yanaşıp kornaya basmanız benim yokolmamı sağlamıyor henüz.. Sadece korkuyorum, dengemi kaybediyorum ve dilimin döndüğünce esaslı bir küfür savuruyorum..Bilesiniz..
Pubblicato in aile, bisiklet, dağ bayır, genel, keyif, tatil, tebdili mekan'daki ferahlık | Nessun commento »
Salı 15 Nisan 2008
kendimi dengesizliğin sembolü olarak görecek kadar aşırıya kaçabilirim.. duygusal alışverişlerini yoluna koyamamış bir insanım..
ya çok severim ya nefret ederim.. bu sadece bir bardak olabilir..
sık sık depresyona girip sıradan bir günde hiç sebepsiz yere etrafımdakilerin sinirlerini bozacak kadar keyifli olabilirim..
ağzımdan çıkacak ilk sesten irkilecek kadar uzun süre konuşmayabilirim..
yaptığım şey herneyse tadını kaçıracak kadar çok yaparım..
evet biraz abartmış olabilirim ama hep abartırım..
beni bilenler anlattığım şeylerin abartılmış olduklarını bildiklerinden kendi kafalarında bazı derecelemeler yaparlar..
bunu bildiğim için çoğu zaman anlatmaya “abartmıyorum” diye başalarım..
evet dengesizim.. ve bütün çocukluğum ayağım yere basmadan bir çift tekarleğin üzerinde geçti..
kendi hayatımı, başkalarının hayatlarını hatta kardeşimin hayatını bile tehlikeye attım.. (bunu o zaman anlayamayacak
kadar küçüktüm diye avutuyorum kendimi..)
hayatım boyunca rengi “pembe” olan başka birşeye sahip oldum mu bilemiyorum ama pespembe, koskocaman bir bisikletim oldu.. eğer maddenin bir ruhu varsa o da beni, benim onu sevdiğim kadar sevmiş olmalı..
dengesizliğin timsali olan ben.. tanıdığım en iyi dengede duran insan oldum.. büyücüyle tanışana kadar.. şimdi bir bisikletim bir de bisiklet büyücüm var.. her ne kadar baharlarda polenler yüzünden burnumu koparıp, damağımı kazımak istesem de bu bahar başka bir güzel geçecek..
**Yayoo.. naz etme al şu bisikleti.. ormanda keneler bizi bekler..
Pubblicato in aile, bisiklet, dağ bayır, genel, keyif, tebdili mekan'daki ferahlık | Nessun commento »
Cuma 4 Nisan 2008

İkinci Bahar Kanlıca sahiline inen nefis yolda ufak bir restaurant.. Ufak bir araştırma yapıldığında ufak mütevazi mekana karşın müşterilerinin pek de nüfuz sahibi kişiler olduğu görülüyor.. Neyse beni ilgilendiren kısmı bu değil tabii ki de.. ikinci Bahar işyerine baharın gelişinin müjdeleyicisi.. Oturmaktan keyif aldığımız bir balkon/terası var.. Çiçeklerle dolu.. Plaza insanları olarak baharın ilk günlerinden itibaren öğle yemeklerinde aklımıza gelen ilk yer orası..
Benim en sevdiğim yemekleri soya soslu et&tavuk.. Soya, krema ve mantarla kavrulmuş et ve tavuk parçaları, nefis pilav ve içinde dereotundan taze naneye dört dörtlük bir mevsim salatasıyla nefis oluyor.. Ardın da nefis bir sade kahve.. (Fırında makarnaları için ayrı bir yazı yazmak istiyorum)
Yemeğin üzerine arabaya doluşmuş, denize arkamızı dönmüş plazamıza doğru giderken aklımdan Suim geçti.. arayıp O’nu ne çok sevdiğimi ne çok özlediğimi söylemek istedim.. Her nefis yemekten sonra olduğu gibi bir daha ki sefere O’nunla gelmeyi hayal ettim..
Bahar ve güzel yemek insanın kimyasını darmaduman ediyor..
Pubblicato in aile, genel, keyif, tebdili mekan'daki ferahlık, yemek | Nessun commento »
Site içi arama
LunaLinka
Luna & Sui;
9 Ağustosta yıldızların altında uyuyacağız..cibran;
..
Bugün üstümden çıkardığım bir giysi değil,
kendi ellerimle yırttığım derim, kabuğum..
Geride bıraktığım bir düşünce değil,
açlık ve susuzlukla tatlandırılmış bir gönül...
Yine de daha fazla oyalanamam...
Herşeyi kendine çeken deniz beni de çağırıyor;
yola çıkmalıyım...
Çünkü kalmak, saatler geceyle yanarken,
donmak, kristalleşmek ve bir kalıba dökülmek demek...
Buradaki herşeyi memnuniyetle yanıma alırdım, ama nasıl?
Bir ses, dili ve ona kanat olan dudakları taşıyamaz.
Boşluğu yalnız başına aramalı...
..Lunadoc der ki;
bol su iç.. içmeden önce suya güzel şeyler söyle..Lagaluga;
'bir pop yıldızıyla bir terörist arasındaki en büyük fark..
pop yıldızıyla pazarlık edemezsiniz..'fosforlu;
dert dediğin nedir ki.. konuşa konuşa tükenir..lisa row said;;
"razors pain you, rivers are damp, acids stains you, drugs cause cramp.. guns aren't lawful, nooses give.. gas smells awful, ya might as well live.."