ziyan olmazsınız..
  • ANASAYFA
  • Archivio della Categoria 'tatil'

    tatil dönüşü, garip duygular..

    Çarşamba 20 Ağustos 2008

    tatilde olduğumuza inanamadan geçti bir hafta.. günler ne kadar da çabuk geçmeye başladı.. hemen herşeyi bir ekrandan öğrenir oldum.. çok daha fazla merak ettiklerimi ise telefonun bir ucundan.. (artık kablolu telefon da kullanmadığımıza göre “telefonun bir ucu” demek  ne kadar doğru bilemiyorum..)

    tam da dediğim gibi ayaklarımı suya soktum.. zihnimi temizledim de geldim.. suya yakın olduğum yerde zihnim ne kadar temiz ve yüreğim büyükse, şehre geri döndükten sonra aklım karışık, içim sıkılgan oluverdim..

    ben bütün bu işleri geri döndüğümde üstlenmek zorundaysam fazlasıyla, yaptığım şeye “tatil” demek ne kadar doğru bilemiyorum ama geçti günler.. hem de yılın belki de en sıcak haftasında..

    yaz aylarını pek sevmem.. sıcak beni anlayışı kıt, anlaşılması zor yapabilir.. üzülmeye ve düşünmeye bünyem el vermeyebilir.. yaşadığım herşey dışımdan akıp giden bir film gibi kalabilir algımda.. evet.. tembellik ettim ve yazmadım.. bütün tatil bir o yana bir bu yana yatıp dışarıdan baktım herşeye..  ama yaz aylarında “dışarıda” olmak benim için en iyisi..

    şimdi tatil bitti.. yepyeni bir tatile kadar “dışında” ve “içinde” olunacak şeyleri iyi seçmeli..

    ***

    1. şalgam çorbası içtim..

    2. dört kitap okudum, bir sürü insan dinledim..

    3. akşamüzerleri bira ve sigara içtim..

    4. parmak uçlarım buruşana kadar denizde kaldım..

    5. ayışığında denize girdim..

    6. dalgalarla oynadım..

    7. bol su içtim..

    8. bir daha ki “vadi” ziyareti için planlar ve bir de liste yaptım..

    yazar tatilde

    Cuma 8 Ağustos 2008

    yazar cuma sabahı itibariyle tatilde..

    ayaklarını kuma gömüp, deniz sesiyle beynini yıkayacak..

    içine limon dilimleri atılmış bira içecek..

    kitap okuyup hayal kuracak..

    eğer kıpırdanabilirse birkaç satır yazı yazacak..

    döndüğünde eğer depresyona girmesse güzel hikayeler anlatacak..

    güzel resimler paylaşacak..

    ben burda yokken herkes birbirine mukayyet olsun..

    domateslerime iyi bakın..

    cızz bızz..

    Perşembe 22 Mayıs 2008

    Mangal yapalım diyip de günü geldiğinde kaybolanlara..

    Pikniğe gideceğiz diye beni oyalayanlara..

    Gözümün yaşına bakmadan geçen haftasonu piknik/mangal maceralarını anlatanlara..

    Utanın..

    Ben yaptım.. Yanına da bir bira açtım..

    ayvalık; ataletteki konfor..

    Çarşamba 21 Mayıs 2008

    sıcak hava beni durdurur.. hareketlerim kısıtlanır, nefesim yavaşlar.. uykusuluğu “hastalık” olarak gördüğüm çocukluk yıllarımda babam eğer hiçbirşey düşünmezsem hemen uyuyabileceğimi söylerdi.. başaramadım hiç.. sıcak beni düşünceleimden uzaklaştırdı yıllar sonra büyüdüğümde.. sadece nabzımın sesi..

    hafta sonu Ayvalık’a gittim.. hava ısındı.. sokaklarında yürüdüm.. o sokaklarda benim gibi “duran” insanlar gördüm.. Ayvalık sokakları insanın durup kendini sıcağa teslim edebileceği sayılı yerlerden biri diye düşündüm..

    yer karolarının arasından patlayan çiçekleri, sokaklarının üzerini örten sarmaşıkları, bir sokak ötede denizi ve o sakin insanıyla..

    Avalık’ta “durmak” hayatımdan kaybolan dakikalar gibi değil.. zamanında binbir kültürden insanı durdurmuş ataletindeki konforuyla.. kavgasız dövüşsüz.. aynı dili konuşmayan insanlar el ayak çekildiğinde pencereleri üzerlerine çekip Rum müzikleriyle Türkçe şiirler okuyup hem Türk hem Rum rakısı içip hem Türk hem Rum dertlerini birbirine katmışlar..

    Ayvalık kendime sakladığım, korunması gereken bir duygu.. Alibey (Cunada) Adasının dalgakıranında bir şişe şarapla dalgaların betona çarptığında bulutların arasından bir görünüp bir kaybolan güneşinin havada uçuşan damlalara küçük gökkuşakları çizdirdiği, benim o gökkuşaklarının altından geçip büyük sırlara, küpler dolusu altınlara erişebileceğim şehir..

    bir duygunun adı..

    Çarşamba 7 Mayıs 2008

    • yağmur yağsın..
    • Amy Winehouse çalsın..
    • yolculuk hazırlığı başlasın..

    Masa başı huzursuzluğum.. Fonda “gittiğim yer”le özdeşleştirdiğim Amy Winehouse çalıyor.. Facebook yoluyla haberler geliyor ordan.. İlk gördüğüm andan beri merak ettiğim şey orada nasıl yağmur yağdığı.. Yağmur damlalarının ormanda nasıl ses çıkardığını merak ediyorum.. Dağların nasıl göründüğünü.. Yaprakların üzerinden suyun nasıl aktığını.. Denizin nasıl durulduğunu.. Kuma vuran damlaların kumu etrafa sıçratışını.. Sahildeki tentenin altında yağmur yağarken sigara ve şarap içmenin nasıl bir duygu olduğunu..

    Şimdi camları açılmayan plaza kafesimde şişene kadar sandalyemden sarkıttığım ayaklarım beni evime taşıyacak.. Bu şehirde doğa olayları da diğer herşey gibi zamanın geçtiğinin habercisi.. Güneşin batması bir işgününün daha bittiğini haber veriyor.. Yağmurların yağmaya başlaması kışın yaklaştığını ve trafikte daha fazla zaman harcayacağımızı.. Havaların gitgide ısınması insanların ve diğer şeylerin daha pis kokacağını.. Hergün biraz daha “geç” oluyor tüm açlıklar için..

    Ve hergün aynı hikaye.. O çok istediklerimize ulaşmak için tüm bu katlandıklarımız.. Herkes bir deniz kıyısında yaşamak istiyor, herkes çocuklarını tarfikten uzakta büyütmek istiyor, herkes bahçesinde sebze yetiştirmek istiyor.. Gözlerimi açıp bitmesini istiyorum.. Oraya ilk gittiğimde olduğu gibi zamanın durmasını ve sadece güneşin doğup batmasını istiyorum.. diliyorum..

    (yazıda kullandığım resim burdan.. umarım sahibini kızdırmam.. biri bana bu resmi gösterse gerçek olduğuna inanmazdım.. gözlerimle görmeseydim..)

    çocuklar gibi şendik..

    Cumartesi 26 Nisan 2008

    23 Nisan hiç bu kadar keyifli geçmemişti..

    Sanırım çocukken de 23 Nisanlar tatil olsaydı hiç fena olmazdı.. Ben pek aktif (!) bir çocuk olarak her yaşmda kendime bir aktivite bulurdum.. Zaten yıllarca bandoda çaldığım düşünülürse, genelde 23 Nisanlarımı komik bazı kıyafetler içerisinde uygun adım trampetime vurarak geçirmem yeterince kötü anılar silsilesini beraberinde getiriyor geçmişi anımsadıkça..

    Bu sene geçen güzel 23 Nisanlarım anısında kardeşimi arayıp anneme benim adıma Atatürk’lü tahta çubuklu bir kağıt bayrak ve bir de pamuk helva almasını tembihledim.. Annem tüm bayramları benim için özel ve eğlenceli kılmayı kendine bir görev edinmiştir zira.. Eğer ben o bayramda görevli değilsem, sabahın köründe beni kadırır, süsler, yola çıkarır ve elinden geldiğince en şık yerden gösterileri izlememi sağlardı.. 23 Nisan.. 19 Mayıs.. 30 Ağustos.. ve Edremit’in kurtuluş şenlikleri..

    Bu sene İstanbul’da “kutlayacağım” ilk bayramımdı.. Ertesi gün hava sıcaklığı 10 derece kadar düşmesine rağmen sanırım tam bir bahar günüydü.. Keyifli bir sabahın ardından eşimle kendimizi Sarıyer’e attık.. Ve Winmaker’la.. Winmaker sonunda bisikletini almış..

    Buluşmamızın üzerinden kısa bir zaman geçmişti ki kendimi çaresizce gülerken ve konuşurken buldum.. Temiz hava ve tatil bir araya gelince geri kalan herşey peşlerinden gelmişti.. Bir derenin yanından ormana doğru pedal çevirdik.. Sonra boğazda rüzgara karşı bir tur yaptık.. Ardından ormana doğru başka bir tur.. Ormana vardığımızda gün ve biz bitmiştik.. Nefis akşam yemeği hayalleri kurarak geri döndük..

    İstanbul’da çok az bisiklete binilecek yer olması çok fena.. Yollar deli şöförlerin.. Kaldırımlar ise deli şöförlerin parkettiği araçlardan yer bulabilen zavallı insanların.. Bir de şunu söylemeden geçemeyeceğim.. Bisiklet kullanırken arabayla dibime kadar yanaşıp kornaya basmanız benim yokolmamı sağlamıyor henüz.. Sadece korkuyorum, dengemi kaybediyorum ve dilimin döndüğünce esaslı bir küfür savuruyorum..Bilesiniz..