06 Şubat akşamı için sevgilimin bir süprizi vardı bana..akşam hazırlanıp Taksim’e gittik.. o arada bir konser olduğunu öğrendim.. pazar gününün depresif hali ve pazar rehaveti heyecanlanmamı engelledi.. zaten çok gitmek istediğim biri olsaydı haberim olurdu değil mi?
peki ya çok gitmek istediğim biriyse ve konser tarihi değişmişse..
Babylon’a girene kadar haberim olmadı Hindi Zahra konserinden, oysa 8-9 Şubatta iki konser verecekti ve ben gitmeyi o kadar çok istiyordum ki..
Hindi Zahra hakkında ne söyleyebilirim emin değilim.. aslında belki o duygu yoğun halimle yazmalıydım ama pazar akşamı olunca ve ben çılgın bir iş haftasına başlayınca yazamadım gitti.. şimdi de bir sırt ağrısıyla yazıyorum ama yazmam lazım.. kendime saklayamayacağım kadar güzeldi çünkü..
Hindi Zahra biraz geç çıktı sahneye ama daha ilk dakikadan ele geçirdi herkesi.. müztevazi hali, kendini kaybedercesine dans edişi ve benim o zamana kadar çoktan hatmettiğim şarkılarıyla muhteşemdi.. ama öyle iki şarkı vardı ki daha önce duymadığım.. hem ben hem diğerleri şaşkınlıkla dans ettik desem yeri heralde.. Arapça söyledi bu şarkıları.. progresif, pop, oryantel, jazz.. ritimle dans ederken bir saniye sonra omuz titretirken bulduk kendimizi.. çok kalabalıktı, çok etkileşimliydi.. ben karar verdim, Hindi Zahra ne zaman gelse ben onlayım..
tabii bu muhteşem müziğin ve benim dansetmeye doyamadığım akşamın bir de güzel sebebi vardı.. sevgilimin bana doğum günü hediyesi.. ah nasıl makbule geçti, nasıl muhteşem bir hediyeydi anlatamam.. bir tek beni o gece görseydiniz anlardınız herhalde.. diyeceğim o ki aşık olmak çok başka güzel bir şey.. o kadar ki doğumgünlerimde “annem iyi ki beni doğurmuş” diye sevin sevin seviniyorum.. sevgilimin doğumgünlerinde de annesini gidip sevesim geliyor, “ne iyi etmişsin” diye.. hani biz birbirimizi bulmasak tüm dünya yanlış olurmuş gibi.. filozoflar hayatın anlamını boşuna arar, astronotlar uzaya boşuna çıkarmış gibi.. Kuantum, karma,hamsi kuşu, izafiyet, dondurmalı irmik helvası, çektiğim fotoğraflar, kalamarlar, dinazorlar, menemen, sudan karaya adım atan ilk zavallı, zippo çakmaklar, en mis kokulu yastıklar, yaz salatasının suyu, deniz kenarları, Kabak Koyu, balığın her türlüsü, karanlıkta gözüken yıldızlar, tüm haşlanmış mısırlar, buz gibi rakı, tadına doyamadığım kitaplar, mis gibi makarnalar, temiz kokan çarşaflar, uykunun en güzel yeri, taze sıkılmış meyve suyu, işten eve dönmek, bütün uzun saçlar, kalın pofuduk çoraplar, her yaz ilk denize girişler, fotoğraf makinasının sesi, uykudan uyanırken çalan müziklerin hepsi yalan olurmuş gibi.. daha neler neler.. neler neler hatta.. hatta v.s.
ama işte ben doğdum.. o da geldi beni buldu..
herkes kurtuldu..
dünya kurtuldu..
evren kurtuldu..
I see trees of green, red roses too. .
I see them bloom, for me and you. .
and I think to myself, what a wonderful world..