Lunawar
  • ANASAYFA
  • Archivio della Categoria 'konser'

    your pretty face going to hell

    Pazartesi 17 Ocak 2011

    yıllar sonra bir hayal gerçek oldu..

    Anneke‘yi kanlı canlı izledik..

    ilk dinlediğim şarkısı Leaves’in üzerinden belki on seneden fazla zaman geçti ama etkisi hala taze..

    sahneye önce Danny çıktı ve can taşıyan bütün hücrelerimi parmaklarının arasına alıp ezdi.. konser başlayalı daha bir çeyrek saat olmuştu ki Danny çoktan Fragile Dreams’ı damarlarıma zekretmişti..

    sonra Anneke Danny’nin ezdiği hücrelere yeniden can verdi..

    Leaves’i söylerken bütün mimiklerini biliyordum..

    konserin son kısmı Anneke ve Danny beraberce çalıp söylediler.. piyano ve gitarı değiş tokuş ettiler.. şarkıları da.. ve evet çok istediğim gibi Blower’s Daughter‘i de çaldılar.. Anneke’nin doğa üstü sesiyle her “i can’t take my eyes of you” deyişi “kalbimi bir blendera atılmış” gibi hissettirdi..

    biraz alkollü biraz sigaralı konser bitmiş kapının önünde dikilirken kendimi çok mutlu mesut hissettim..

    biraz da içim buruk..

    ama o konserin güzelliğindendi..

    Unirock 2010

    Pazartesi 5 Temmuz 2010

    kendimizi konserler verdik.. o konser senin bu konser benim peşi sıra geziyoruz.. en çok ayaklarım bozuluyor bu işe.. cumartesi akşamı artık onlar da su koyuverdiler.. kolay değil tabii gezer haldeki benim hızıma yetişmek.. bu işin arası yok zaten bende.. ya duruyorum, kıpırdatana aşkolsun.. ya da sanki kovalayan varmış gibi geziyorum..

    bu haftasonu da Unirock 2010 vardı.. ben bu sefer konser seçtim.. cuma akşamı Overkill gecesiydi.. taa 2005′te Rock Republic‘te izledikten sonra kaçırmamam gerektiğini biliyordum zaten.. çok keyifli çok şık bir konserdi.. kapanışı Fuck You ve MotöRrhead’ın Overkill‘iyle yaptılar.. bütün akşam Tijj’le son bir haftadır ne çok küfür yediğimizi düşündük.. “you’re fucking amazing..” gelen giden bize benzer şeyler söyledi.. ta ki Amorphis‘e kadar.. onlar ne naif ne kibar insanlar öyle.. çok yorgun bir cumartesinin ardından acaba gitmesem mi konsere derken bir son dakika kararıyla gittik Amorphis’e.. iyi ki de gitmişiz.. gözlerimi kapadım dinlerken.. çok keyifliydi.. onları da öpücüklerle gönderdik.. Black Winter Day ile muhteşem bir kapanış yaptılar..

    yukardaki resim 2005′teki Rock Republic’ten bir Overkill enstantenesi..

    haftaya yine konser var..

    Imogen Heap..

    şık bir performans bekliyorum.. bakalım..

    festival ruhu

    Perşembe 24 Haziran 2010

    çaktı şimşek yağdı yağmur..

    günlerdir böyle hava.. hayır tam da benim istediğim hava ama böyle yağmaya devam ederse haftasonu Sonispher gerçekten kayda değer geçecek gibi.. oysa benim korkum havanın çok sıcak olmasıydı.. ne de olsa ahırdaki koyunlar gibi olacağız İnönü Stadyumu’nda..

    bundan önce Biletix’e çemkirmişliğim var.. her fırsatta da çemkirmeye devam ediyorum.. böyle bir tekelle biletlerin ruhsuzlaşması, anı/koleksiyon niteliğini kaybetmesi üzücü geliyor bana..

    bir de üzerine şu Küçükçiftlik Park organizasyonları çıktı.. geçen sene Unirock‘ta son gün gidememize sebep olan beton zemin.. ne oturup dinlenecek bir çayır çimen, ne bir ağaç gölgesi.. bir de üstüne betonda dikilmenin verdiği bel ağrısı.. sevgilim o gün bugündür konsere gitmez oldu KÇP adını duyunca..

    bir de bu yetmezmiş gibi şimdi bir festivali şehrin göbeğindeki bir stadyumda yapma çılgınlığı.. biletleri aylar öncesinden tükenen ve üç gün sürecek bu festivalin şehir trafiğine etkisi ne olacak bilemiyorum.. birileri bunu düşünmüş olmalı diye geçiriyorum içimden.. ama göreceğimiz rezilliği de tahmin etmiyor değilim.. ha bir de konser civarından geçen makam arabaları da olabilir tabii.. geçen sene Unirock’taki gibi..

    ama söyleyeceğim şu ki ben trafikten de geçtim.. nasıl olsa şehir merkezi, yürüyerek de ulaşırız.. (üzgünüm trafiktekiler..) ama böyle büyük bir festivalin ağacın, gölgenin, dinlenebilecek biryerlerin olmadığı çevresi duvarlarla çevrili bir alanda yapılması ne kadar doğru, festivalcileri ne kadar mutlu edecek bilemiyorum.. yüzlerce kişi şehirdışından gelecek üstelik.. çadır kampı olarak önerilen yer de yine KÇP..

    şimdi Atatürk Ormanı’nda yapılan, ParkOrman’da yapılan festivalleri anmamak mükün mü? gün boyunca konser izlemekten yorulanların oturduğu, uzandığı hatta uyuduğu ağaç dipleri nerde.. İnönü stadyumu nerde..

    bakalım yarın göreceğiz neler olacak.. aylar önce bilet alırken duyduğum heyecanı duyamıyorum bugün ne yazık ki.. yarın geçer diyorum.. yarın şans yüzümüze güler de Alice In Chains’e yetişebilirsek belki geçer bu stres.. ama bende festival ruhundan eser yok..

    1. Korku Anlatıları Konferansı: Yazınsal ve/veya Görsel Vampir Anlatıları

    Perşembe 12 Kasım 2009

    geç kalmış bir yazı bu.. yaz aylarında Facebook’ta rastladığım, sonrada sabırla beklediğim konferans.. 2-3 Kasım tarihlerinde İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde gerçekleşti..  iki gün boyunca orda olmaktan büyük keyif aldım.. keşke konuşmacıların daha fazla vakitleri olsaydı diye hayıflanmadan da edemedim.. o kadar keyifli ve derin konular ki, bırakın yirmişer dakikayı, her biri üzerine günler yetmeyebilirdi..

    konuşmacılarla ilgili bilgiye burdan ulşabilirsiniz..

    konferans Serdar Kökçeoğlu’nun seçtiği “Hanno Cambiato Faccia” ve üzerine kısa bir sunum ile açıldı..

    ardından hemen günümüze döndük ve Züleyha Çetin-Öktem ile birlikte günümüz vampirlerine bir gözattık.. “Moonlight, Twilight ve True Blood: Yeni Çağın Aklıselim Vampirleri”

    bir sonraki sunum kendi adıma en çok eğlenerek izlediğim sunumdu.. Melih Yılmaz kısıtlı süre içinde “Doğu’nun Rahatsız Sakinleri: Efsanelerden Günümüze Uzak Doğu Vampirleri”ni anlattı..

    sonrasında tam Uzak Doğu’nun Vampirleri derken Galip Dursun “Vampirle Savaşmak” adındaki sunumunu gerçekleştirdi.. dünyanın dörtbir yanındaki vampirler ile nasıl savaşacağımızı öğrendik.. tabii ne yazık ki bu sunum için de süre çok yetersizdi..

    ilk günün son sunumu Buket Aygün tarafından gerçekleştirildi.. Buket Hanım aynı zamanda bu konferansı izlememize olanak tanıyan kişiymiş.. Buket Hanım’ın konusu “Kuralları Değiştirmek ve Gücü Paylaşmak: Vampir Avcısı Buffy’de Avcı Mitinin Yeniden Tanımlanışı” idi..

    ikinci günün açılışı gayet keyifli oldu.. kasvetli bir İstanbul sabahının konusu “Vampirin Fa Anahtarı: Rock Müzikte Vampir İmgesi” oldu. Sunumu hazırlayanlar; Şebnem Sunar, Zeynep Bilge, ve Zeynep Şahintürk

    ardından Sinem Yazıcıoğlu‘nun “Zenci Drakula los Angles’ta: Blacula’da Kimlik Ve İdeoloji” konulu sunumu vardı.. ne yalan söyleyeyim bu filmi artık gülerek izleme şansım kalmadı gibi..

    kısa bir aradan sonra Zeynep Bilge ile birlikte “Kazıklı Voyvoda’dan Seks İkonuna: Bram Stoker’in Gözünden Drakula” sunuma geçtik.. bir sonraki sunum da bu konuyla alakalı idi.. Özlem Karadağ ile “Drakula’nın Öpücüğü: Copolla’nın Byronic Kahramanı Vlad Dracula”

    ne yazık ki ikinci günğün öğleden sonra yapılan sunumuna ve atölye çalışmasına katılamadım..

    Ümit Kireççi ile “E.C. Comics ve Çizgi Roman Senaryosuna Kattıkları” ve Melih Yılmaz, Onur Küçük ve Yiğit Işık’la “Atölye Çalışması

    Buket Hanım’a bu konferansa öncülük ettiği için teşekkürlerimi sunuyorum.. inanıyorum ki seneye de en az bu seneki kadar nefis bir konferans organize edeceklerdir..

    kendi adıma bu vampir konusu daha kapanmadı diyorum.. daha anlatılacak çok şey var..

    unirock fest 2009 fiyaskosu

    Pazartesi 20 Temmuz 2009

    geçen sene ParkOrman’da yapılan Uni-Rock Fest‘in ardından bu sene tam bir fiyasko yaşadık..

    Maçka Küçükçiftlik Park (hani şu lunaparkın olduğu alan..) 3 günlük bir festivali kaldıracak büyüklükte değildi.. cuma akşamı Arch Enemy için gittiğimizde  adım atacak yer bulamayınca şaşırdık kaldık.. sırayla; sahne, ayakta dikilmekten başka şansı olmayan yüzlerce katılımcı, yiyecek tezgahları ve çadır alanı olarak 4 katmandık ve hiçbirinin arasında boşluk yoktu.. el mahkum konserin başlamasını bekledik.. ayakta..

    bir diğer şok edici durum ise alanın tamamen beton olmasıydı.. hiç beton “festival” alanım olmamıştı.. çok şaşırdım.. yani ayakta durmaya artık dayanamayıp da mendil kadar, poponumu koyacğınız bir alan bulacak kadar şanslıysanız, o alan da beton olmak durumunda.. nerde ParkOrman’ın yapay çimleri.. nerde o çimlerin üzerinde fink atan karıncalar.. her yer beton ve.. toz tabii ki.. bir de.. Beşiktaş’ın göbeğinde çadır alanı da neyin nesi.. Beşiktaş yürüyerek 10 dakika ve ordan da her yere ulaşım var zaten..

    tüm bu olumsuzluklara cumartesi gecesi bir de bel ağrım eklenince pazar günü Amon Amarth‘ı izlemeye gidemedik.. ancak Arch Enemy ışıldıyordu diyebilirim.. zaten festivale gitmek için beni heycanlandıran ilk şey Angela Gossow‘u sahnede görmekti.. gerçekmiş.. o ses ona aitmiş.. ve detone olmadan arka arkaya bisürü şarkı söyleyebiliyormuş.. Angela’nın sanırım “müzik kası” var.. muhteşemdi.. Paradise Lost ise duruşu ağır çok şık bir sahne performansı sergiledi.. arkasından sahne alacak olan Kreator fanları rahat durmadı ama onlar çok iyiydi.. Kreator hakkında ise pek konuşmaya gerek yok sanırım.. Kreator seyircisinden çok memnundu.. syircisi de Kreator’dan.. Arch Enemy’den sonra en çok görmek istediğim grup olan Rotting Christ‘i ise saçma sahne saatleri yüzünden kaçırdım.. evet kaçırdım.. bu konu hakkında tek kelime duymak istemiyorum..

    şimdi önümüzdeki konserlere bakacağız.. canım çok fena Faith No More çekiyor ama konser nerde tahmin edin..

    2 bilet arasındaki sınırsız fark

    Salı 7 Temmuz 2009

    konserle başladı bu yaz da.. tam gaz devam ediyor.. açıkçası Dream Theater dışında beni şuana kadar cezbeden olmadı.. belki Placebo ama bu sefer Dream Theater’ı kaçırmam sanıyordum.. olmadı..

    şimdilik hazır olan tek konser biletim geçen sene de gittiğimiz festival; UniRock Fest.. Arch Enemy’den Paradise Lost’a bir sürü grup var.. hiç birini tek tek gidecek kadar sevmem ama bu kadro bir araya gelince gidip görmemek kayıp olur diye düşündüm..

    yandaki resimde 19 Eylül 1998 tarihinde İstanbul’da gerçekleşen the Rolling Stones konserinin bileti var.. 19 yaşındaydım ve 650 kilometre yol gelmiştim İstanbul’a.. aklıma geldince bile kalbim hızlanıyor.. gördüğüm en muhteşem konserdi.. biletini elimde tutmak bile garip bir his yaratıyordu.. o zamanlar biletix yoktu.. iyiki de yokmuş.. anlıyorsunuz değil mi.. çok söze gerek yok.. üzerindeki the Rolling Stones kabartmalı damga, hatta (burda gözükmese de..) the Rolling Stones logolu 3 boyutlu bandrol bile böyle “tarihi” olaylar yaşamış insanlar için paha biçilmez bir değer taşıyor.. du..

    flight 666

    Pazartesi 4 Mayıs 2009

    09 mayısta sadece bir günlüğüne belli birkaç sinemada (bu linkten gösterim yapılacak sinemaları görebilirsiniz..) gösterilecek olan Iron Maiden: Flight 666 adlı belgesel filmi izleme şansım oldu geçtiğimiz hafta.. İstinye Park AFM de ufak bir kokteylin ardından gala gösterimi yapıldı..

    daha önce nefis 2 adet rock belgeseline imza atan Sam Dunn ve  Scot McFayden in eseri olan belgeselde Bruce Dickinson‘un pilotluğunu yaptığı, 45 günlük ve 23 konserlik Somwhere Back In Time Tour’dan nefis sahneler izleyebiliyorsunuz..

    farklı ülkelerde, farklı kültürler tarafından, her seferinde coşkuyla karşılanan grubun hayranlarıyla olan röportajlar ve konser öncesi görüntüleri benim en çok ilgimi çeken kısım oldu.. Malezya’dan, Avusturalya’ya, Şili’den Arjantina’ya, Japonya’dan Kolombiya’ya kadar birçok ülkeyi gezdiler; bazı ülkelerin haberlerinde “satanik” olarak nitelendirildiler, bazı ülkelerde gençler konsere girebilmek için aramadan geçerken ayakkabılarını bile çıkarmak zorunda kaldı..sonuç her seferinde muhteşemdi..

    grup elemanlarıyla, sahne arkasında çalışanlarla birçok söyleşi yapıldı..en çok da Dickinson ile.. sahnede gözlerinden yayılan ateş bu söyleşilerde yerini bilgeliğe bırakıyordu sanki.. (tamamen hayranlığımdan uyduruyor da olabilirim tabi..)

    filmde akla kazınan bir çok sahne var.. Nicko McBrain‘ın bageti ellerinde ağlayan grup fanı.. vücuduna onlarca Maiden dövmesi yaptırmış bir başka fan.. hepsi çok etkileyiciydi.. ben ise en çok Japonya konseri öncesi sahne arkasında Adrian Smith‘i doğaçlama blues çalarken görmekten keyiflendim..

    bir de film boyunca düşünmeden edemedim.. bu kadar insan (tüm konserlere giden fanların toplamından bahsediyorum..) bu kadar istekli ve ısrarcı ve kalpten inanarak bir araya gelse.. ve dünyanın yörüngesini değiştirmeyi istese.. sanırım olurdu..

    jane birkin

    Çarşamba 1 Nisan 2009

    sesi suyun üzerinde asılı kalan kadın..

    Jane Birkin..

    21 nisan‘da İstanbul’da olacak..

    kırmızı şarap sesli kadın..

    izleyebilmek.. dinleyebilmek büyük şans olacak o gece orda olabilecekler için..

    ben..

    bilemiyorum..

    umarım..

    gidersem..

    çok güzel anlatırım..

    Radyo Boğaziçi Sınırsız Müzik Günleri Helldorado Konseri

    Çarşamba 15 Ekim 2008

    Radyo Boğaziçi’nin sunduğu Helldorado konserine ne yazıkki ben gidemedim..

    konser, önceden de duyrulduğu gibi cuma gecesi (10.10.2008) gerçekleşmedi.. biz filmimizden çıkmış, hafif yağan yağmur altında Boğaziçi Üniversitesi kampüsüne doğru  ilerlerken açıkçası bu ihtimali gözönünde bulundurmadık.. oraya vardığımızda yağmur şiddetlendi.. seyirci adayları buldukları her ağacın, şemsiyenin altına girerek, tamamen sırılsıklam olmuş bir şekilde, ellerinde biralarıyla azimle Helldorado’nun sahne almasını bekledi.. ancak meğerse kurulan sahne hiç de korunaklı bir sahne değilmiş ve grup elemanlarının hazırlığını yapan ekip çoktan elektrik kaçağına maruz kalmışmış..

    üzgün bir şekilde, o yağmurda ve trafikte evimize döndük..

    12.10.2008 pazar akşamı Helldorado konserinin yapılacağı haberini aldık ama artık çok geçti.. ben kuzenimle cumartesi katıldığım bir yürüyüş sonucu yorgun ve harap düşmüş bir halde pazar gününü evde geçirmenin daha uygun olacağına karar verdim.. ama kardeşimi gönderip, konseri izletip, benim için fotoğraf çekmesini istemekten de geri kalmadım..

    konser daha öncekiler gibi yine çok güzelmiş.. (bu sefer kapalı bir salonda yapılmış..) grup elemanları bir ara sahneden inip seyircilerin arasına bile karışmış..

    konserle ilgili tatsız durum, konserin pazar akşamına alındığından birçok insanın haberdar olamaması.. bu yüzden bileti olduğu halde Helldoradoyu izleyemeyen birçok kişi olduğunu sanıyorum.. tüm bu tersliklerin yanında Radyo Boğaziçi ekibini kendimce tebrik etmeden geçemeyeceğim.. her türlü olumsuzluğa rağmen Helldorado’yu sahneye çıkarmadan göndermediler..

    ben mi..

    ben konsere gidemediğim için o kadar da üzülmüyorum.. nasıl olsa bir gün Helldorado benim barımda sahne alacak..  o zaman bol bol dinlerim..

    sonbahar film haftası

    Cuma 10 Ekim 2008

    FilmEkimi bugün başlıyor..

    Uzun zamandır hayalini kurduğum gibi bu sene istediğim hemen her filme biletim ve hatta film için ayrılmış iki koca günüm var..

    Hepsini anlatacağım iyi kötü..

    Bugünün bir de başka güzel yanı var ama..

    Akşam Radyo Boğaziçi’nin Helldorado konseri..

    Sahnede ilk izlediğim günden beri aklımda onlarla ilgili bir hayal; birgün o çok istediğim barı açarsam, her cumartesi Helldorado çalmaya gelecek..

    Kısmet..

    Herkese iyi seyirler..