eylül baştan başlasaydı..
Çarşamba 21 Eylül 2011
yaşasın eylül geldi derken işte geçti bile.. ben o kadar uzaktaydım ki eylül değmeden geçiverdi.. ne bir yağmur ne bir bulut var bu eylülde.. ne hüzünlü şarkılar ne de bolca bira.. biraz melankoli bira deniz kıyısı.. depresif şarkılar ve olmadık yerlerde ve zamanlarda içilen biralar çok uzak sanki.. susamışken içilen ilk biranın ilk yarısı ne güzel giderdi oysa şimdi.. yemek saatlerini unutmak.. televizyondaki dizinin saatini kaçırmak.. zamansız uyumak, zamansız uyanmak.. olmadık yerlerde tatlı bir uykuya dalmak.. hele bir de biraz rüzgar varsa.. çantadan fotoğraf makinasını eksik etmemek.. inadına çiçek böcek deniz değilde karanlık yerlerin fotoğrafını çekmeye çalışmak.. daha çok okumak.. okumak değil de sanki içinde yaşamak, kitabın içinde nefes alamak.. Eminönü’ne inip otistik bakışlarla dolaşmak.. ıvır kıvıra 1 lira 2 lira deyip, ufak bir servet harcamak.. yağmurun altında bir filmden diğerine yol alırken çantadaki kitabı, fotoğtaf makinasını ıslatmamaya çalışarak saçak altından yürümek.. hatta çantada yedek çorap bulundurmak.. telefonun hiç çalmaması.. ama gerçekten hiç çalmaması.. ah, kendini unutmak.. sonra yeniden bulmak.. ne güzel olurdu şimdi.. iyi bir müzik ne iyi giderdi.. yeni bir grup keşfetmek, akşam konsere gitmek.. yeni, mis kokulu bir parfüm keşfetmek, sokaktan gelip evde daha soyunmadan bir bira daha açmak.. önce mutfaktan bir küllük alıp masaya koyup sonra üstbaş değiştirmeye gitmek.. sonra geceyi Meleklerin Düş Yaşamı, Donnie Darko, Garden State, Leon, The Crow, Rusalka ya da ne bileyim Girl Interrupted’la kapatıp bir buluta yatar gibi hafif sarhoş serin yatağa uzanmak ne güzel olurdu..
foto; benim tabii ki de.. Sahilköy’den..




kendime yeni bir yer keşfettim..
bundan yaklaşık bir ay kadar evvel E.ye
geçen pazar sabahı, Çakraz sahili..














en son kuskusumu övmüş, onun için ayrı bir post yapacağımdan bahsetmiştim di mi.. işte o post taa on gün sonra geliyor.. ben gene tembellik ettim yazma konusunda.. ama gerçekten çok koşturuyorum son günlerde.. mesela kendime bir oyun alanı buldum, akşamları gidip iyi vakit geçiriyorum.. spor eskiden hayatımın kocaman bir parçasıydı, şimdi yeniden öyle oldu.. pek keyifliyim.. insan kendini bu kadar yormaktan keyif alır mı? evet alır.. bunun dışında haftasonları da hala İngilizce öğrenmeye çalışıyorum.. çok kesintili oldu ama canavar gibi bir öğretmenim var.. bu sefer olacak gibi sanki..















bu yandaki güzellik Ayşe İpek..




baktım, en son bir kahvaltı yazısı yazmışım.. bu seferki de ilk bakışta öyle görülebilir ama aslında değil (!) bu yazı kahvaltı-altı yazısı.. kahvaltıya 1 saat kala.. kahvaltıdan önce.. v.s.