Lunawar
  • ANASAYFA
  • Archivio di Ocak 2012

    the story

    Çarşamba 18 Ocak 2012

    evinize hırsız girmesi ya da evinizin bir yangında bir saat içinde yanıvermesi gibi.. hayatınız boyunca parçanız olan eşyaların, anıların bir anda hayatınızdan çıkıvermesi gibi.. bir sabah içinizde bir boşlukla uyanabilirsiniz.. benim gibi.. bir sabah ne olduğunu bilmediğiniz bir duygu çalınmış ya da yanmış bitmiş kül olmuştur içinizde.. ne olduğunu bilmezsiniz ama tahminler vardır tabi.. ama o kadar kocaman bir yoksunluk hissidir ki hissettiğiniz ellerinizi bile nereye koyacağınızı bilemezsiniz..

    bir durgunluk.. bir dibe çökmüşlük hali.. duru, dalgasız deniz gibi..

    şimdi ben kendimi oyalamaya çalışıyorum.. her gün yapacak başka bir işim var.. her gün yetişmem gereken başka bir yer.. dinlemem gereken 10 binlerce şarkı..

    bu yazı bu şarkıdan çıktı.. bu şarkı nereden çıktı acaba?

    dibe yakın

    Perşembe 12 Ocak 2012

    suyun üzerinde kalmaya çalışmak bazen anlamsız.. insanın kendini bırakıp dibe kadar gidip nefesini tutabildiği kadar tutup karanlıkta dibi görmeye çalışıp nasıl bir yer olduğunu anlayıp ama aynı zamanda da kabul edip öylesine de eyvallah deyip sonra topuklarını kuma vurup ağzından burnundan nefes vererek yüzeye doğru yükselmesi gerekiyor.. dipten korkmayarak.. dipten kaçmayarak.. dibi de kabul ederek ama yukarıyı tercih etmek..

    beklemek..

    Salı 3 Ocak 2012

    geçtiğimiz haftalarda nasıl oldu da bu kadar saat uyuyabiliyorum diye kendime şaşarken (şaşırdığım da haftasonu dokuz..) şimdilerde gene rutine döndüm sayılır.. bu sabah beş civarı uyanıp altıya kadar alık alık yatıp sonunda kalkıp birşeyler okumaya niyetlendim.. gittim bir güzel kahve yaptım.. aldım bilgisayarımı kucağıma.. zaten bir önceki posttan belli, kafada dönen binbir tilkinin ruh hali.. işte tam da böyleyken readerımda baktım Zeynep’in Yeri‘nde yeni postlar var.. başta Zeynep’i okumuyordum açıkçası, çektiği fotoğraflara bakıyordum bir tek.. sonra gittiği yerler ilgimi çekti, derken bildiğin takipçisi oldum işte.. O şimdi çok uzakta bir hayali yaşıyor.. ben de her ne kadar maneviyatı yüksek biri olmasam da hiç bir şeyin tesadüf olmadığına inanan biriyim.. işte sabahın altısında readerımdaki 1500 siteden Zeynep’i bulup gidip bu satırı okuduysam boşuna değil..

    nerde ne işime yarayacak bilmiyorum.. ama yarayacak.. çünkü kafam düğüm düğümken geldi.. çünkü kafam düğüm düğüm olmasına rağmen yine de en berrak vaktinde geldi.. hah alıp da işime yaratamassam bunu.. o da benim.. diyelim..

    “Beklemek ne anlamsız bazen. Beklenenin bilmediği bekleyişler hep bekleyenin hanesine yazılıyor…”

    ring around the rosie..

    Pazartesi 2 Ocak 2012

    kendi kendimle yenişememeyi sevmiyorum ama bu genel geçer bir düşünce.. yani genelde içine düştüğüm bu durumu sevmiyorum çünkü kendimi çaresiz ve mutsuz hissetmeyi kazık kadar olmuş bu bünyeye sindiremiyorum.. hayır anacığının eteği dibinde gelecek planları yaparak ve bunların doğrultusunda yaşayarak geçirmedim ki hayatımı.. bugün burda yarın yok bile..

    ama gel gör,bir yandan da seviyorum bu durumumu, özele indiğimde de hala kendimde bir parça umut görüyorum ki aslında bu da loto oynamışımcasına çaresiz bir durum.. ben daha olmak fiili bir yana nasıl olmak istediğime bile karar verebilmiş değilim.. kaldı ki büyüyüp çocuk falan yapayım.. bir yerde durup başarılı oluğum konularda kendimi geliştirmek adına birşey yapayım.. hayır ben bugün öyle yarın böyleyim.. bir yandan tam kalkındırmaya çalıştığım hayatımla gurur duyacak gibi olurken diğer yandan bunca yaşanana değer miydi diye düşünmekten kendimi alamıyorum.. kaldı ki “hayatta en nefret ettiğim şey..” diye başlayan cümleler kuran insanlara gıcık olurum.. çünkü bana biri sorsa hayatta en nefret ettiğim şeyi öyle kararsız kalırım ki “hayatta hiç bir şeyden o kadar nefret etmiyorum” diye ahkam keser ama nefret ettiğim şeylerin listesini ve çok sevdiğim şeylerin listesini yapmaya kalktığımda nefret ettiklerim essiz virgülsüz dökülürken sevdiklerim için kafamı hafifçe eğip gözlerimi havada olmayan bir yere dikerek düşünmeye başlarım.. hayatta “en nefret ettiği şey”leri bulunanları da sevmem doğal olarak, kıskanırım.. oysa ki “en” diyebilmek için neler vermezdim ben..

    bir şeylere inanabilmek için..

    bir şeylere karşı o kadar büyük bir his besleyebilmek için..

    bir yerlere ait olmak için..

    biraz da olsa ben olabilmek için..