Lunawar
  • ANASAYFA
  • Archivio di Aralık 2010

    Scott Pilgrim vs the World

    Pazartesi 27 Aralık 2010

    sabırla bekledik Scott Pilgrim’i.. sonunda o mutlu akşam geldi.. ben, Annie, Win ve Sui bir heves oturduk filmin başına.. aha.. o da ne.. bir dur bir nefes al.. Scott Pilgrim öyle bir süratle başladı ki.. aman yastığımı düzelteyim aman ayağımı uzatayım demeye kalmadan hepimiz dörtgöz filmi seyre daldık.. hem de ne seyir.. bir saniye gözlerimizi ayırsak ekrandan bir espri kaçıp gidiyor..

    efendim.. aslında Scott Pilgrim’in hikayesini herkes biliyor heralde.. o yüzden oldukça üstten geçeceğim.. Scott P. bir gün bir gün Ramona Flowers’ı görür ve aklı başından gider.. Ramona yeni kızdır ve hakkında “kalpkırıcı” dedikodularıyla beraber gelmiştir şehre.. Scott Ramona ile tanışmak için elinden gelen bütün beceriksizlikleri yapar ve işte o zaman işler karışmaya başlar.. Çünkü Ramona’nın peşindeki “7 evil exes” Ramona’nın hayatına girenlere hayatı zindan etmek için iş başındadır.. 7 şeytani eski sevgili Scott Pilgrim’in hayatına atari çılgınlığında hareket getirir.. uçan tekmeler, kılıçlar, kaykaylar, kaybedilen canlar, atari müzikleri, ses hızında uçan kızlar, müzikle dövüşen ikizler, gücünü veganlıktan alan süper güçlü delikanlılar, bonuslar vardır artık günlük yaşantısında.. Scott’un Ramona’yla beraber olabilmesi için 7 şeytani eski sevgiliyi yenmesi gerekmektedir..

    bu hengamenin içinde vasatlığa yer bırakmayan ayrıntılarla Scott Pilgrim vs the World temposu bir saniye düşmeden sizi içine çeker ve işte böyle özel güçlere bir kez daha özenirsiniz.. yolda yürürken kılıçla insanları doğramak, bakışlarınızla beyinlerini patlatmak hakkındaki hayalleriniz yeniden filizlenir..

    Scott Pilgrim vs the World’e aynı zamanda nefis oyuncular da konukluk etmiş.. en önemlisi Ramona için efsane niteliğindeki Gideon Graves.. yani Jason Schwartzman.. bir diğeri ise Vegan Police rolünde Thomas Jane.. (Thomas J.’i kötülerin peşinde izlemeye alıştık da yahu vegan polislik de neyin nesi? güçlerini vegan olmaktan alan bir “ex”in süt içtiğinde güçlerini geri almak için paydah oluverdiğinde gülmekten bayıldım ben..) aynı zamanda Smashing Pumpkins‘e ufak birsaygı duruşu da mevcut.. Scott bir sahnede efsana Smashing Pumpkins solisti Billy Corgan‘ın giydiği (ve benim çok özendiğim) “zero” tişörtünden giyer.. diğer bir sahnede ise yine Smashing Pumpkins’in baş harflerinden olşan logolarının bulunduğu bir tişörtü vardır.. (aa.. o da ne? Scott Pilgrim’in de baş harfleri SP)

    ayrıca Michael Cera en sevdiklerim arasına girme aday adayı iken bir anda puanı arttı ve sevdiklerim arasına giriverdi.. sanırım hiç büyümeyecek ve hep terkedilecek.. (ne? sadece 22 yaşında mı.. Juno? Nick and Norah infinite Playlist?) bence onda da Adam Sandler ve Ben Stiller‘da olan şeytan tüyünden var..

    Scott Pilgrim vs the World bu oyuncu kadrosu ve hengameye bir de nefis şarkılar eklemiş.. sırf şarkı sözleri bile ayrı bir yazının hikayesi..

    filmi ben bu kadar sevdiğime göre çok fazla sevmeyeni de çıkacaktır.. kültler arasına gireceğine eminim ama.. yukarıda anlattıklarım yetmediyse bile 2 saati sadece görselliği için harcamaya değer.. ya da  Wallace ve Stacey Pilgrim arasındaki anlaşılmaz/hızlı/karışık telefonlaşma sahneleri için..

    tost dediğin..

    Pazar 26 Aralık 2010

    geçtiğimiz günlerde canım tost çekti.. mutfaktaki yersizliğimizden dolayı tost makinasını sarıp sarmalayıp kaldırmıştım.. zaten son zamanlarda sadece ekmek ısıtmak için kullanır olmuştuk..

    ben de işyerim civarınaki “kahvaltı” veren yerlere ve büfelere gitmeye başladım.. ilk gittiğim yer Marmaris Büfe oldu ki temelde tost yaptıklarını sanıyordum.. “salçalı kaşarlı sucuklu bir tost istiyorum” dedim.. “salça yok bizim özel sosumuz var” dediler.. hayal kırıklığı bir.. ertesi gün kahvaltı da veren bir restauranta gittim ki kahvaltılık çeşitleri oldukça boldu.. “bizde salça yok efendim ama değişik soslarımız var” dediler.. (hayır salça yoksa menüdeki o kadar yemeği nasıl yapıyorsunuz.. ne? yemeklerde de mi salça yok! böyle bir diyalog geçmedi tabii.. ama bir tosta 7 lira vereceksem salça isterim be kardeşim..) bu arayışım bir süre böyle sürüp gitti.. ama daha ilk günden aklıma yıllar önce bir “tostçu” açma girişimim geldi.. ve her salçasız yenilgide o günleri düşündüm.. söyleyeyim, kıskanç ve korkak iki kızın mal sahibine eğer luna’ya dükkanını kiralarsan biz çıkarız” diye tehdit savurmasından ve mal sahibinin komşu dükkandaki 3 senelik restaurantlarını kapatacakları yalanını yutması yüzünden kaporam elimde, hayallerim cebimde, eh biraz da zarar etmiş olarak nefis bir hayali hayatımaki “tamamlanmamış işler” hanesine eklememle sonuçlandı bu hikaye..

    bir haftalık uğraşlarım meyvesini evde tost makinamızı sarmalanıp kaldırıldığı yerden çıkarmamla ve kendime nefis bir salçalı, kaşarlı, sucuklu tost yapmamla verdi.. canım nasıl çektiyse artık, lokmaları çiğnemeden yuratak mideme bir yarım ekmeği indirmiş oldum.. evet.. sanki hiç daha önce yememişim gibi tadı da damağımda kaldı yani..

    bu acıları çekmiş bir tostsever olarak şuraya tost yapmakla ilgili bazı kurallar yazacağım.. beğenmeyen varsa gitsin kendi tostunu kendi yapsın..

    1.  (nomalde bu kadar önemli bir ayrıntı olmayabilir ama beni çok dertlendirdiği için 1. madde olarak yazıyorum..) tost yapıyorsan kardeşim, salçalı tost gerçeğini yadsımayacaksın.. salça tostun tatlı bir gerçeğidir..

    2. tost ekmeği isteğe göre hoş olabileceği gibi en güzel tost hafif bayatlamış yarım ekmeğe yapılır.. hatta ekmeğin içindeki fazlalıklar alınır ki hamur olmasın..

    3. 2. madde ucundan değindiğim gibi, tost hafif bayat hatta bayat ekmeğe yapılır.. taze ekmek hamur olur.. can sıkar..

    4. bayat ekmek yumuşasın ve dağalmasın diye tost margarinle yağlanır.. (bırak şimdi diyeti, yarım ekmek tost yiyorsun!!)

    5. tosta konulacak malzemeler ince dilimlenmelidir.. bol konulabilir, kat kat konulabilir ama ince dilimlenmelidir..

    6. tosta eğer sucuk ve benzeri et neşriyatı girecek ise bu malzemeler en önce tost makinası üzerinde hafifçe pişirilmelidir.. ekmeğin içinde pişmeyebilirler çünkü.. ekmeği, salçası, peyniri pişmiş tostun içinde tatsızlık çıkarabilirler..

    7. bu bir kural değil bir tavsiyedir.. sevdiğim bir diğer tost çeşidi.. adı var mı bilmem ama yok ise “lunatost” olsun.. tosta girecek tüm malzemeler tost makinasında ayrı ayrı pişirilip sonradan bir araya getirilince de acaip şukela birşey olur.. tost ekmeği içli dışlı pişirilir.. peynir, sucuk ve diğerleri de makinanın üzerinde güzelce pişirilir.. sonra malzemeler ekmeğin içine doldurulur.. bu tarz tosta ketçap çok yakışır.. ama en güzeli her şey bittikten sonra makinanın üzerine bir de yumurta kırıp güzelce piştikten sonra ekmeğin arasına eklemektir..

    8. tost dediğin kıstırılır kardeşim.. ne biliyim işte.. kıstırılır.. bastırılır.. kağıt gibi olur..

    kurallar bu kadar.. ayriyetten tostun salçalısı kadının kalçalısı makbuldür diyerekten bu konuyu bağlıyorum..

    Erdek’te Gökhan Abi (keşke dükkanın adını da hatırlasaydım ama böyle merkezi bir yer.. aslında bakkal ama Rıfkı felan adını verdiği tostlar yüzünden dükkanın önünde kuyruk olur..) ve Bursa’da Sönmez İş Merkezinin alt katındaki tostçu abiye hayatıma kattıkları nefis tostlar için teşekkürlerimi gönderiyorum..

    Akyaka’dan..

    Çarşamba 8 Aralık 2010

    evelki gün beklenen kış İstanbul’a geldi sanmıştım.. karanlık yağmurlu bir havayla uyandık sabaha.. aklıma bu yaz tatilinde ilk durağımız olan Akyaka’ya varışımız geldi.. navigasyonun azizliğine uğrayıp biraz dolambaçlı bir şekilde akşamüzeri ulaştığımız Akyaka’da yorgunluğumuz yetmezmiş gibi bir de kalacak yer sıkıntısı yaşamıştık.. bırakın kalınacak yerlerin fiyatları arasında uygununu seçmeyi nerdeyse kalacak yer bulamıyorduk.. öyle ki bir ara üçe ayrılıp sokak sokak kalacak yer aramaya başlamıştık.. neyse ki tam da gönlümüze uygun biryer bulduk ama hava kararmaya başlamıştı bile.. sevgilim hayatta denize girmeden yatıp uyumayacağını söyleyice mayolarımızı ve havlularımızı kaptığımız gibi Çınar Plajı‘nın yolunu tuttuk.. vardığımızda iyiden iyiye hava kararmıştı.. kör gözle denize girdik ve büfeden birer bira aldık.. klimasız arabayla ağustos ortasında neredeyse bir gün yolculuk etmemiştik sanki.. gece vakti heryer serinledi.. biralar serinletmekten çok midemizi üşüttü.. biraz oturduk.. sanki o yolu çeken biz değildik.. sanki bütün günü Akyaka’da sahilde geçirmiştik..

    ormanın içinde kaybolmanın, deniz de olmasa yönümüzü bulamayacağımız fikrinin güzel hissi bu yaz terapisine başlamamızı sağlamış oldu..

    bilen bilir.. ben her yaz ayrı kaybolurum..

    işte dün sabah da uyandığımda denizden çıkmış,birbirimizin yüzlerini seçemeyerek karanlıkta oturup gülüştüğümüz akşamı getirdi aklıma..

    iş bugünlerde çok yoğun.. tatil ise çok uzak.. zaten benim de doyacağım yok.. yılbaşında bir parti planlarken DJimizi de askere gönderiyoruz yakında.. zaten hayatım patri olmuş.. ıp tıs ıp tıs.. hergün bir baş ağrısıyla tutuyorum evin yolunu.. kara kara yazdığıma bakmayın.. keyfim de fena sayılmaz aslında.. iki haftadır çok sosoyalim hatta.. geçtiğimiz iki haftasonunu sokak süpürgesi modunda geçirdim.. hatta hafta içlerine taştı biralarım sosyalliğim.. iyidir..

    film falan da izliyorum bunların yanında.. her geçen gün sevgilimin huzurunu kaçırıyorum şunu izleyelim bunu izleyelim diye.. mesela daha geçenlerde Scott Pilgrim vs World ve Ip Man II yi izledik..

    bu hareketliliğin bir de şöyle faydası var bana.. unutuveriyorum bazen kendimi.. tamam çok sevmem kendimi unutmayı.. boşa geçen zaman gibi gelir ve günde sekiz saat çalışınca insan zaten yeterince zaman kaybı yaşamış oluyor.. ama bu sıralar iyi geliyor.. uzun zamandır ilk kez uyumak istiyorum.. erken yatıyorum, saatim çalana kadar kalkmıyorum.. tabii o saat bir de çalmasa.. daha bir güzel olur ama şimdilik yapaca birşey yok gibi..

    bir de uykunun getirdiği; sonunda rüyama pandalar girdi.. daha önce vatos, köpekbalığı görmüşlüğüm var ama pandalar ayrı bir şukela oldu..

    ha bu arada dün gece de kocaman bir koyda denize giriyordum sevgilimle.. yandaki dağın gölgesinin vurduğu yerde açıktaydık.. dibe baktım bir köpekbalığı.. güneşli tarafa üzerinden yüzerek geçtik.. güzeldi..

    daha da sorarsanız iyilik güzellik.. yakın zamanda dinleneceğimi sanmıyorum ama zamanın da durduğu yok ne de olsa..

    ** baktım, Akyaka’da hep tembellik fotoğrafları çekmişiz.. o yüzden bu sene ki Kabak’tan bir resim koyuyorum.. ne temiz bir hava..