the road
Perşembe 28 Ocak 2010
the road uzun zamandır izlemek istediğim bir filmdi.. sonunda sevgilimle oturup iç daraltmacasına filmi izledik.. çünkü hüzünlü sahneler daha filmin ilk karelerinden başlıyor..
America’da, dünyaya kaos hakim olmuş.. sonu gelmez yangınlar ve depremler sonucunda (burda küresel ısınmaya bir gönderme mi var yoksa bir doğal afet mi sözkonusu ya da insanların kendi kendini yoketme girişimleri mi galip gelmiş ben anlayamadım.. kaçırdığım bir yer mi var?) dünya üzerinde bir avuç insan dışında canlı ne hayvan ne bitki bir yaşam türü kalmamış.. tabii (bildik senaryo) zalim ve güçlü zayıfı sindirerek Mad Max vari bir ortam oluşturmuş.. aslında film oldukça sürükleyici, ama iç burkan sahneler bazen “yeter” dedirtiyor.. dram kadar gerilim öğeleri de oldukça belirgin filmde.. ama söylemeden edemeyeceğim I am Legend‘ın daha bir dramatik hali olmamış mı? baba ve oğulun “güney”e gitme çabaları sırasında “kötü” insanların “iyi” insanları avlama sebebini öğrendiğimizde bu duygum daha da ağır bastı.. nedenini söylemiyorum spoiler olmasın diye..
bu filmi tavsiye edip etmemekte kararsızım.. Viggo Mortensen hatrına olabilir belki ama.. ama Guy Pearce‘ı 5 dakika değil de daha fazla görüyor olsaydık kesin tavsiye ederdim..
ha.. resimde Viggo’nun elindeki ne diye sorarsanız, belki de dünyanın en son kutu Coca Cola’sı..
20 Ocak hayatımın en acayip günlerinden biriydi..
aslına Coralie’i izleyeli çok oldu.. ama karanlık dünyası beni çok etkilemiş olacak ki, geç de olsa hala yazmak istiyorum..
yandaki fotoğrafı ben çektim dün akşam..
İmkansızın Şarkısı’nı ne yazık ki istediğim zamanda okuyamamıştım.. 
dün uzun zamandan sonra canlı müzik dinlemek için
bu yaşıma gelmiş hala sushi yememiştim..
yeniyıl tatili bitti gitti göz açıp kapayıncaya.. kalan zamana belki bir film sığdırabilirim..