Lunawar
  • ANASAYFA
  • yolda

    uzun bir süre okumak için doğru zamanın gelmesini bekledikten sonra belki de okunabilecek en kötü zamanda Yolda‘yı okudum.. sayfaların kenarlarını kıvırdım (ki başkası benim kitabıma yapsa asla tahammül göstermeyeceğim birşey) notlar aldım..

    Zen Kaçıkları‘nı okurken yaşadıklarımın neredeyse aynısını yaşadım.. kitabın ilk yarısı, insanları biraz biraz tanıyıp (ve zaten bu adamların da paralel olarak aynı dönemlerde deliler gibi kitap yazdıkarını düşünürsek) merak edip anlamaya çalışırken yavaş yavaş geçti.. ikinci yarı ise akıntıya kapılmış gibi geri dönüp notlara bile bakmadan neredeyse bir gecede..

    ister istemez yola çıktığımız günlere gittim.. hayatın ne kadar da kolay olduğunu (tabii şimdi burdan bakınca) anımsadım.. yola çıkmayı ve yola çıkanları ağırlamayı özledim.. sonra yeniden yola çıkabilecek gücü bulmayı da diledim tabi..

    bu yazıya bir Jack Kerouac fotoğrafı koymaya niyetlenmiştim ama şimdi yazarken kendi “yolda ” fotoğraflarımdan birinde karar kıldım.. bana da ilham olsun diye..

    “Direksiyona abanıp topukladı; havasını bulmuştu, herkes farkındaydı. Hepimiz keyifliydik, karmaşayı ve anlamsızlığı arkada bıraktığımızın, zamanla ilgili tek ve yüce işlevimizi yerine getirmekte olduğumuzun farkınaydık: hareket etmek. Ve ettik!” (S: 140)

    3 Yorum var:

    Bir yere gitme fikri ne hoş; nereye gittiğin değil nasıl gittiğin? Elinde keyif aldığın bir kitap, kulağında dinlemekten bıkmadığın şarkılar ama illa ki uzun yol.

    Tijin Cum 11 Aralık, 2009 17:11

    Arkadaşım ben yüzyıllardır başucu/baştacı kitabımın nihayet çıkan “orijinal rulo” versiyonunu birkaç ay rötarla edindim, tekrar hatmettim, gördüm ki On The Road görkemli bir şekilde yerli yerinde durmakta, uzaklaşan bizleriz. Kerouac’ın bahsettiği gibi keyifli bir yolculuk değil ama bizimkisi, inadına olmaktan, coşku dolu olmaktan çıkmış, dejenere kafa yolculukları içindeyiz (bu “biz” hadisesinde yanılıyosam hepsini birinci tekil şahıstan say). Söyleyecek çok şeyim olduğunu hissediyorum bu konuya dair, çoğunu bir sonraki Kabak buluşmasına erteliyorum, ama şunu demeden edemeyeceğim : Yılların -ama özellikle 90′ların- bize en çok vurduğu nokta “güneşin altında yerimizi alma” hissiyatının kaybı oldu.
    Sevgiler,
    Yigit

    Syd Sal 09 Mart, 2010 0:22

    Syd, “biz” konusunda sonuna kadar haklısın..
    çocukken (kastettiğim 15-20 arası yıllar) güneşin altındaydım zaten.. sonra noldu bilmiyorum, rota başka yöne kırıldı.. artan bir hızla işte buradayım.. ama şimdilerde (son 5 belki 6 yıl) o güneşin altında yerimi alma hissine yeniden sahibim.. klişe olacak belki ama “kumsal asfaltın altındadır” sözünü her duyduğumda ya gözlerim doluyor ya ürperiyorum.. şimdi hareket etmemizi zorlaştıran tek şey sanırım günde 8 saat oturmaktan büyümüş popolarımız.. yapabilecek miyiz bilemiyorum ama sizinle dostluğumuz da yapabileceğimize dair bir ipucu değil mi?

    lunawar Sal 09 Mart, 2010 10:37

    Yorumunu Gir

    Güvenlik Kodunun Resmi CAPTCHA Audio
    Yeni Resim Göster