Lunawar
  • ANASAYFA
  • Archivio di Aralık 2009

    jön bira

    Salı 29 Aralık 2009

    hafta sonu Winmaker’ın çantasından boy gösterdi önce..

    sonra da Migros yılbaşı sepetlerinde.. şimdilik sadece Migros raflarındaymış İstanbul Gıda’nın yeni Jön Bira’sı.. genel yorum tadının pek iyi olmadığından yana ama belli de olmaz.. herkes Efes’in tek tadına o kadar alışmış ki, sadece farklı olduğu için kötü geliyor da olabilir..

    hem bir tuzlu fıstık herşeyi değiştirebilir..

    önemli mevzu; tarhana

    Pazar 27 Aralık 2009

    tarhana çocukluktan kalma bir derin konu..

    heralde ömür boyu bıkmayacağım tatlardan ama keyfime göre yapılırsa..

    bir kere soğanla beraber sarımsak kavrulmalı içine..

    mümkünse hafif acı biber salçası da eklenmeli..

    bir de bolca nane..

    bizim orda yeşil kırma zeytinle yenir tarhana.. ne alaka demeden bir deneyin derim ben..

    ha, bir de tarhana hakkında bu kadar depreşmemin nedeni, süte karşı besin intöleransım çıktığından beri tarhana yememiş olmam.. (hani onda da yoğurt var ya..) bu sabah belki de 3-4 aydır yemediğim tarhanayı bir güzel mideme indirdim.. yememek beni daha fazla hasta ediyordu.. çok güzeldi.. çoook..

    tijj

    Cumartesi 26 Aralık 2009

    herşeyi bilen, herşeyi yapabilen, herşeyden anlayan yetiş süpermen’in doğumgünü..

    yetiş fantom, seni çook seviyorum..

    karar

    Pazartesi 21 Aralık 2009

    insanın hayatıyla ilgili karar vermesi neden bu kadar zor?

    zamandan daha değerli ne var kaybedecek?

    in search of a midnight kiss

    Cuma 18 Aralık 2009

    uzun zamandır izlemediğim kadar keyiflendiren bir bağımsız film izledim..

    film iki ana karakter üzerinde diğerleriyle bağını koparmadan aynı gerçek hayattaki gibi (hani üniversitede çok yakın bir arkadaşımız, başka şehirde iş yerindeki arkadaşımızın kardeşi falan çıkar ya işte onun gibi) ilerleyip gidiyor bir gün içinde..

    yeniyıla  yüklenen anlamların ağırlığıyla uyanıyor kahramanımız büyük şehirde yeniyıl arifesinde.. ev arkadaşının baskısıyla bir siteye ilan verip kendine bir kız arkadaş aramaya başlıyor.. ilanı verdiği gibi bir yanıt alıyor ve Vivian (Sara Simmonds) ile buluşmaya gidiyor..

    Vivian ilk görünüşte acımasız ve dengesiz bir imaj çizse de Wilson (Scoot McNairy) o kadar umutsuz ki, şansını zorlamaya karar veriyor ve ardından yılın ilk gününün sabahına uzanan dakika dakika ilerleyen bir hikaye başlıyor.. üstelik Vivian saat 12′yi vurduğunda doğru erkeği (!) bulma konusunda o kadar kararlı ki herşey olduğunun iki katı zorlaşıyor..

    filmde umutsuzluk, büyük şehrin yalnızlaştırıcılığı almış yürümüş..  kahramanımız belki de sevme (sevilme) ihtimali hissettiği için daha önce (belki) sevdiği biri için göstermediği (gösteremeyeceği) özveriyi gösteriyor..

    çok klişe olacak ama herkesin kendinden birşeyler bulabileceği bir film.. ya da kendini kahramanların yerine koyarken yabancılık hissetmeyeceği..

    ayrıca final sehnesindeki Wind of Change de ayrı güzel olmuş.. (video dediğim gibi son sahne.. spoiler yani dikkat..)

    9

    Salı 15 Aralık 2009

    duyduğumda çok heyecanlanmıştım ama sonra unutuverdim 9‘u..

    haftasonu sevgilim hatırlattı.. bir keyif izledik..

    işin içinde Tim Burton olunca karanlık bir dünya kuruluvermiş.. Tim Burton olunca da Danny Elfman müziklerini yapıvermiş..

    karanlık bir dünyaya uyanan çuval bedenli objektif gözlü 9′un dünyayı karartan makinalara karşı savaşını izliyoruz..

    gelecekte yaratılan bir makina (ki özelliği başka makinalar yapabiliyor olması) dünyaya savaş açar.. insanlık kısa bir sürede bu savaşı kaybeder ve sessizliğe gömülür..

    son adam da öldükten az sonra 9 uyanır.. ve kendi gibi numaralarla adlandırılmış kuklaları bulur.. diğerleri birşeylerin peşindeki bir biyonik köpekten saklanmaktadır.. 9′a ilk ayıldığında yardım eden 2 bu köpek tarafından kaçırılır ve 9, 2′nin peşine düşer..

    başkalarının hayatı

    Pazartesi 14 Aralık 2009

    2006 yapımı filmi izlemek için geç kalmış olabilirim ama başta konusu cazip gelmemişti.. özellikle Almanya’nın içinde olduğu filmlere karşı bir önyargım var.. 2. Dünya Savaşı filmleri yüzünden sanırım.. oysa objektif bakmayı becerebilsem, onlar da çok sevdiğim Avrupa’nın anlaması güç ama bir o kadar da kolay tarih ve kültür birikiminin bir parçasılar..
    Başkalarının Hayatı, Berlin Duvarı yıkılmadan 4 sene önce Doğu Berlin’de başlayıp, duvarın yıkılışının 2 sene sonrasına kadar geçen sürede bir grup insanın hayatının (ve benzer şekilde belki de binlerin hayatının) nasıl geliştiğini ve değiştiğini anlatıyor..

    gizli polis örgütü Stasi, Doğu Berlin’nın düzeni için tehdit oluşturabilecek herkesi takibe ve dinlemeye almıştır..

    izlenenlerden biri de yazar Georg Dreyman (Sebastian Koch) ve beraber yaşadığı oyuncu sevgilisi Christa - Maria Sieland’dır (Martina Gedeck)..
    tam da burda güce ve insiyatife sahip olanların onu nasıl da kötü amaçlı kullanabildiklerinin bir örneğini izlemeye başlıyoruz.. bu gücü kendine sunulmuş bir lütuf olarak algılayan partililerden biri Christa - Maria Sieland’i gözüne kestirmiş ve ona sahip olmayı kafasına koymuştur.. böylece Georg Dreyman ve Christa - Maria Sieland’ın izlenme serüvenleri başlayacaktır..

    burda devreye giren Yüzbaşı Gerd Wiesler (Ulrich Mühe) ise 24 saat bu çifti takibe almasının ardından kendiyle yüzleşmelerine başlar.. bu davaya kadar sisteme inanan ve onun bir parçası olan Gerd Wiesler bu takip sırasında zihninde bazı çözülmeler yaşar.. film aslında insani anlamda beklenen biçimde devam ediyor.. oysa ki kader ağlarını örmeye başlamıştır bile!!!

    film 2006 senesinde En İyi Yabancı Film Akademi Ödülü’nün sahibi oldu.. bunun dışında çeşitli yarışma ve festivallerden 58 adet daha farklı ödül almış..

    keyifli geçirilebilecek bir 2 saat olduğunu düşünüyorum..

    yolda

    Salı 8 Aralık 2009

    uzun bir süre okumak için doğru zamanın gelmesini bekledikten sonra belki de okunabilecek en kötü zamanda Yolda‘yı okudum.. sayfaların kenarlarını kıvırdım (ki başkası benim kitabıma yapsa asla tahammül göstermeyeceğim birşey) notlar aldım..

    Zen Kaçıkları‘nı okurken yaşadıklarımın neredeyse aynısını yaşadım.. kitabın ilk yarısı, insanları biraz biraz tanıyıp (ve zaten bu adamların da paralel olarak aynı dönemlerde deliler gibi kitap yazdıkarını düşünürsek) merak edip anlamaya çalışırken yavaş yavaş geçti.. ikinci yarı ise akıntıya kapılmış gibi geri dönüp notlara bile bakmadan neredeyse bir gecede..

    ister istemez yola çıktığımız günlere gittim.. hayatın ne kadar da kolay olduğunu (tabii şimdi burdan bakınca) anımsadım.. yola çıkmayı ve yola çıkanları ağırlamayı özledim.. sonra yeniden yola çıkabilecek gücü bulmayı da diledim tabi..

    bu yazıya bir Jack Kerouac fotoğrafı koymaya niyetlenmiştim ama şimdi yazarken kendi “yolda ” fotoğraflarımdan birinde karar kıldım.. bana da ilham olsun diye..

    “Direksiyona abanıp topukladı; havasını bulmuştu, herkes farkındaydı. Hepimiz keyifliydik, karmaşayı ve anlamsızlığı arkada bıraktığımızın, zamanla ilgili tek ve yüce işlevimizi yerine getirmekte olduğumuzun farkınaydık: hareket etmek. Ve ettik!” (S: 140)

    rüya

    Salı 8 Aralık 2009

    iki haftadır derin uykular uyuyup garip rüyalar görüyorum..

    dün sabah alarm çaldığında; mis gibi güneş renginin ağır bastığı bir yaz günü, kardeşimle beraber hiç bilmediğim bir yerde denize giriyorduk..

    boyumuzu geçmeyen bir yerde bir baktım, bir karaltı üzerime doğru geliyor..

    karaltı yaklaştıkça bunun yıılardır deniz altında yatmış bir gemi gibi derisi olan, yaklaşık 6 metre uzunluğunda ve 1 metreye yakın çapta bir müren balığı olduğunu farkettim.. önümden geçti.. ve diğerleri.. sırayla bir sürü müren balığı geçti önümden ve bakın şu işe ki ben hiç korkmadım..

    baştan söyleyeyim.. havalar soğudu ve yorganın açık kalmış olma ihtimali yok.. o zaman benim bilinçaltım neyin peşinde?!

    Guerilla Lighting Istanbul

    Pazar 6 Aralık 2009

    10 Ekim’de düzenlenen Guerilla Lighting İstanbul etkinliğinden..

    Sarkuysan Binası