26
06
2008

20-21-22 Haziran 2008
uzun zamandır “sert” müzik dinlemiyormuşum meğer.. üstelik kardeşimin de ilk konseri.. Kardeşimle gitmek ayrı bir keyifti.. kocaman gözlerle sahneye bakışını seyretmek.. ve ne kadar da hızlı bira içtiğini hayretler içinde görmek!!
müziği hayatına yaymış benim gibi kişiler için bir konsere gitmek sahne şovu ve dinledikleri dışında bambaşka şeyler de ifade edebiliyor.. Parkorman’ın ücra bir köşesinde ağaçların arasında küçücük, kaybolan hatta nerdeyse hiç ışıklandırılmamış, sese doğru gittiğimiz o küçük sahnede Katatonia’nın kaotik şarkıları için bundan daha şık bir mekan olamayacağını düşünmüştüm gözlerim kapalı dinlerken bazı şarkıları.. aynı his Dark Tranquility’de de vardı.. kalabalığın içinde bazen gözlerimi kapatıp sadece dinledim..
Dark Tranquility performansı benim için tamamen süprizdi.. bence festivalin gözbebeği Testament olacaktı.. muhteşemdiler.. ama ben gidip gitmemek konusunda bile tereddüte düştüğüm bir gruptan böyle bir sahne beklemiyordum.. bazı süprizler benim gibi süpriz sevmeyen biri için bile nefis olabiliyor.. Dark Traniquility’nin seyircisi de en az onlar kadar etkieyiciydi.. kimsenin hakkını yemiyeceğim.. yıllardır Türk metal dinleyicisinin ne muhteşem bir seyirci kitlesi olduğu hakkında yazılmış söylenmiştir.. bundan yıllar sonra da Türk death dinleyicisi hakkında böyle şeyler söylenecek..
bence Dark Tranquility ve Testament dışında festivalin diğer şık yanı Orphaned Land’in artık tamamen “bizden” olduklarını göstermeleriydi.. açıkçası bu konser için seçtikleri şarkıları pek beğenmesem de artık gide gele dilimizi konuşmaları ve konuşmayı tercih etmeleri keyif vericiydi.. (”seviyorummmm” diye bağarıyordu Kobi kalabalığa..)
sahneyle kaynaşmış seyirci beni her zaman büyülemiştir.. o kadar saat sabit bir noktada ayaklarım ve belim uyuşana kadar dikilmemin başka bir açıklaması olamaz.. sahnedeki adama dokunmak için saldırmayan ve sadece sözlerinden ve müziğinden etkilenen yüzlerce binlerce seyirci o müziğin fedaileri gibi gelir bana.. o yüzden konserlerde bulunmak ve o havayı solumak her zaman ayrıcalıklı hissettirir kendimi.. evet şanslıyım.. orda olmak harikaydı.. ellerimi sahneye doğru havaya kaldırırken yakaladım kendimi birçok kez.. sanki sese dokunabilirmişim gibi.. sonra kendimi yakalamayı bıraktım..
bıraktım..
notlar..
**20 haziran günü milli maç vardı..Opeth sırasında bir grup kendini bilmez maça dair sloganlar atıyorlardı seyircilerin arka tarfında.. (bir kısmı boyunlarındaki kimliklerinden anlaşılacağı üzere orda görevli kişilerdi..) gaza gelen olmadı.. terbiyesizliğin boyutu büyümedi.. (en azından Parkorman içinde.. ) maçın izlendiği restaurantın içine girip “oooppeetthhh..” diye bağırmadık.. biz konser dinlemeyi seçen bir avuç insandık.. ayıp oldu.. hem bize.. hem Opeth’e..
**aynı gün konser çıkışı eve gitmeye çalışırken Maslak’ta Levent yönünde yere bağdaş kurup oturark bayrak sallayıp marş söyleyen bir kaç şahıs gerçekten çok salak görünüyorlardı.. hiç bir kutlamaya karşı değilim.. aksine herşey kutlanabilir benim için.. ama bırakın bir dolmuşun dolmuşluktan çıkıp taşmış durumda olmasının verdiği eziyeti.. bir ambulans ya da hasta taşıyan bir araç da olabilirdi o kilometrelerce durmuş bekleyen trafiğin arkasında..
**evet gene aynı gün.. o zirzopların asfalttan kalkıp yolu açmalarını beklerken, yanımızda bizimle burun buruna giden kallavi jipin penceresine oturmuş bayrak sallayan adamın bir mavi minibüs dolusu genelde siyah giyinmiş formlarını yitirmiş bir avuç zavallıya bakarak “aaa.. satanikler..” diye bağırması beni hem korkuttu hem de o adamla aynı havayı soluduğum için utandırdı..
**Orphaned Land “A Neverending Way” i çalarken esen rüzgar çok güzeldi..
**Orphaned Land’in Estarabim’i söylerken ellerimizi kollarımızı sağa sola sallattırması geçici bir bozukluk yaptı bünyemde.. üzerinde günler geçmesine rağmen hala kollarımı havaya kaldırıp sağa sola ritmik sallayarak “sağdan soldan.. estarabim..” diyebiliyorum.. kardeşim çok gülüyor..
ve son söz..
Chuck Billy.. sahneyi terkederken dedi ki..
“don’t forget.. heavy metal forever!!!”
ben bunu hiç unutmayacağım.. hem de hiç..
İlgili kategoriler: testament, orphaned land, opeth, dark tranquility, uni-rock fest, konser, keyif, aile, müzika, genel | Yorum gir »
3
06
2008
Domates macerası fide olarak devam ediyor..
6-7 cm olan fideleri saksılara aktardım..
“Can suyu” nu yani ilk suyu bol vermek gerekiyormuş.. Sonra haftada 1 kez sulamak yeterliymiş.. Üstelik benim balkonum günde sadece 1 saat kadar güneş alıyor.. Zavallılar oldukça besinsiz kalıyorlar.. Ama ben azimliyim.. Göreceğim o güzel çiçekleri üzerlerinde.. Bu arada saksıya gelen ziyaretçiler de var.. Sağolsun balkonun kumru ziyaretçilerinin işi olsa gerek.. Domates fidelerimin yanından rokalar boy gösterdi..
Tabii bir yandan da domates yemek için az güneşli balkonumun güçsüz fidelerinden medet ummak biraz beni tedirgin etti.. O yüzden haftasonu Eminönü’ne gitmişken 2 tane “pembe domates” fidesi aldım..
Bir saksıya da roka tohumu serptim.. Deli rokalar hemen çimlenip saksıdan dışarı taşmaya başladılar bile.. Daha maydonozlarım var ekecek ama artık saksı toprak dayandıramaz oldum..
Haftasonu salatalıklarımı da çimlenmeleri için ektim.. Bu haftasonu onların da çimlenmesini bekliyorum.. Onların çimlendirilmesi de domatesler gibi.. 6-7 günde çimleniyorlarmış.. Sonra onları da saksıya almak gerekiyor..
Tabii aslında çimlendirme işlemi için geç kaldığımı da biliyorum.. Balkonda sebze yetiştirmeye heves edenler varsa tavsiyem artık fide alıp dikmeleri.. Ama ben açıkçası biraz da deneyim olsun diye uğraşıyorum.. Bu sene beceremessem seneye illa ki olacak diye.. Bir de söylemeden edemeyeceğim.. Koçtaş‘ta bir “ev serası” gördüm.. (Şimdilik siteye koymamışlar) Hala aklım ondan.. Benim gibi balkonu çok rüzgar alan biri için nefis bir alet.. Neyse.. Önce kendime bu işi yapabileceğimi ispatlamayım demek ki.. Bir de bu tohumlar, saksılar, fideler bende yeniden ve pırıl pırıl fotoğraf çekme isteği uyandırıyor.. Güzel bir makina alabilmeyi diliyorum böylece..
Bu yazıdan itibaren “günlük”ün ismini değiştiriyorum.. Çünkü burası sebze bahçesine döndü.. Tabii ben bir saksıya da çilek ekersem yeni ismini sonra düşünürüz artık..
Sebzelerle ilgili son söz..
Sebzeler de benim gibi erken uyanıyorlar.. Her ne kadar İstanbul’un göbeğinde de yaşasam balkonda onlarla geçirdiğim birkaç saat gece gördüğüm kötü rüyalardan, sıcak yüzünden yarım yamalak uykunun üzerimde bıraktığı sersemlikten uzaklaştırıyor beni.. Toprağın gücü mü yoksa “yeniden” birşeylere hayret edebilmenin mucizevi iyileştirici etkisi mi bilemiyorum.. Ufacık bir tohumun dönüştüğü şey öylesine büyülü ki.. Aklım almıyor.. Televizyonda izlediğim, gazetelerde okuduğum (gazete okumayı bıraktım.. nerdeyse 1 ay oldu..) katliamlar, anlayışsızlıklar, aptallıklar silsilesi haberlerin şaşırtamadığı ben, toprağın suyla buluşup kabararak bir can’a dönüşmesine inanamıyorum, gözlerim yaşarıyor bazen.. Gülümsemeden edemiyorum.. Toprak ve tohumlar beni şaşırtıyor ve şaşırabiliyor olmak beni çok mutlu ediyor..
İlgili kategoriler: sebze günlüğü, doğa, domates günlüğü, keyif, yemek, genel | 1 yorum »
22
05
2008

Mangal yapalım diyip de günü geldiğinde kaybolanlara..
Pikniğe gideceğiz diye beni oyalayanlara..
Gözümün yaşına bakmadan geçen haftasonu piknik/mangal maceralarını anlatanlara..
Utanın..
Ben yaptım.. Yanına da bir bira açtım..
İlgili kategoriler: tatil, mangal, piknik, hanlar, dağ bayır, tebdili mekan'daki ferahlık, yemek, keyif, içki, aile, genel | Yorum gir »
21
05
2008
sıcak hava beni durdurur.. hareketlerim kısıtlanır, nefesim yavaşlar.. uykusuluğu “hastalık” olarak gördüğüm çocukluk yıllarımda babam eğer hiçbirşey düşünmezsem hemen uyuyabileceğimi söylerdi.. başaramadım hiç.. sıcak beni düşünceleimden uzaklaştırdı yıllar sonra büyüdüğümde.. sadece nabzımın sesi..
hafta sonu Ayvalık’a gittim.. hava ısındı.. sokaklarında yürüdüm.. o sokaklarda benim gibi “duran” insanlar gördüm.. Ayvalık sokakları insanın durup kendini sıcağa teslim edebileceği sayılı yerlerden biri diye düşündüm..
yer karolarının arasından patlayan çiçekleri, sokaklarının üzerini örten sarmaşıkları, bir sokak ötede denizi ve o sakin insanıyla..
Avalık’ta “durmak” hayatımdan kaybolan dakikalar gibi değil.. zamanında binbir kültürden insanı durdurmuş ataletindeki konforuyla.. kavgasız dövüşsüz.. aynı dili konuşmayan insanlar el ayak çekildiğinde pencereleri üzerlerine çekip Rum müzikleriyle Türkçe şiirler okuyup hem Türk hem Rum rakısı içip hem Türk hem Rum dertlerini birbirine katmışlar..
Ayvalık kendime sakladığım, korunması gereken bir duygu.. Alibey (Cunada) Adasının dalgakıranında bir şişe şarapla dalgaların betona çarptığında bulutların arasından bir görünüp bir kaybolan güneşinin havada uçuşan damlalara küçük gökkuşakları çizdirdiği, benim o gökkuşaklarının altından geçip büyük sırlara, küpler dolusu altınlara erişebileceğim şehir..
İlgili kategoriler: tatil, ayvalık, dağ bayır, tebdili mekan'daki ferahlık, keyif, genel | Yorum gir »
7
05
2008

- yağmur yağsın..
- Amy Winehouse çalsın..
- yolculuk hazırlığı başlasın..
Masa başı huzursuzluğum.. Fonda “gittiğim yer”le özdeşleştirdiğim Amy Winehouse çalıyor.. Facebook yoluyla haberler geliyor ordan.. İlk gördüğüm andan beri merak ettiğim şey orada nasıl yağmur yağdığı.. Yağmur damlalarının ormanda nasıl ses çıkardığını merak ediyorum.. Dağların nasıl göründüğünü.. Yaprakların üzerinden suyun nasıl aktığını.. Denizin nasıl durulduğunu.. Kuma vuran damlaların kumu etrafa sıçratışını.. Sahildeki tentenin altında yağmur yağarken sigara ve şarap içmenin nasıl bir duygu olduğunu..
Şimdi camları açılmayan plaza kafesimde şişene kadar sandalyemden sarkıttığım ayaklarım beni evime taşıyacak.. Bu şehirde doğa olayları da diğer herşey gibi zamanın geçtiğinin habercisi.. Güneşin batması bir işgününün daha bittiğini haber veriyor.. Yağmurların yağmaya başlaması kışın yaklaştığını ve trafikte daha fazla zaman harcayacağımızı.. Havaların gitgide ısınması insanların ve diğer şeylerin daha pis kokacağını.. Hergün biraz daha “geç” oluyor tüm açlıklar için..
Ve hergün aynı hikaye.. O çok istediklerimize ulaşmak için tüm bu katlandıklarımız.. Herkes bir deniz kıyısında yaşamak istiyor, herkes çocuklarını tarfikten uzakta büyütmek istiyor, herkes bahçesinde sebze yetiştirmek istiyor.. Gözlerimi açıp bitmesini istiyorum.. Oraya ilk gittiğimde olduğu gibi zamanın durmasını ve sadece güneşin doğup batmasını istiyorum.. diliyorum..
(yazıda kullandığım resim burdan.. umarım sahibini kızdırmam.. biri bana bu resmi gösterse gerçek olduğuna inanmazdım.. gözlerimle görmeseydim..)
İlgili kategoriler: dağ bayır, tatil, müzika, tebdili mekan'daki ferahlık, aile, katkıda bulunanlar, keyif, genel | Yorum gir »
26
04
2008
23 Nisan hiç bu kadar keyifli geçmemişti..
Sanırım çocukken de 23 Nisanlar tatil olsaydı hiç fena olmazdı.. Ben pek aktif (!) bir çocuk olarak her yaşmda kendime bir aktivite bulurdum.. Zaten yıllarca bandoda çaldığım düşünülürse, genelde 23 Nisanlarımı komik bazı kıyafetler içerisinde uygun adım trampetime vurarak geçirmem yeterince kötü anılar silsilesini beraberinde getiriyor geçmişi anımsadıkça..
Bu sene geçen güzel 23 Nisanlarım anısında kardeşimi arayıp anneme benim adıma Atatürk’lü tahta çubuklu bir kağıt bayrak ve bir de pamuk helva almasını tembihledim.. Annem tüm bayramları benim için özel ve eğlenceli kılmayı kendine bir görev edinmiştir zira..
Eğer ben o bayramda görevli değilsem, sabahın köründe beni kadırır, süsler, yola çıkarır ve elinden geldiğince en şık yerden gösterileri izlememi sağlardı.. 23 Nisan.. 19 Mayıs.. 30 Ağustos.. ve Edremit’in kurtuluş şenlikleri..
Bu sene İstanbul’da “kutlayacağım” ilk bayramımdı.. Ertesi gün hava sıcaklığı 10 derece kadar düşmesine rağmen sanırım tam bir bahar günüydü.. Keyifli bir sabahın ardından eşimle kendimizi Sarıyer’e attık.. Ve Winmaker’la.. Winmaker sonunda bisikletini almış..
Buluşmamızın üzerinden kısa bir zaman geçmişti ki kendimi çaresizce gülerken ve konuşurken buldum.. Temiz hava ve tatil bir araya gelince geri kalan herşey peşlerinden gelmişti.. Bir derenin yanından ormana doğru pedal çevirdik.. Sonra boğazda rüzgara karşı bir tur yaptık.. Ardından ormana doğru başka bir tur.. Ormana vardığımızda gün ve biz bitmiştik.. Nefis akşam yemeği hayalleri kurarak geri döndük..
İstanbul’da çok az bisiklete binilecek yer olması çok fena.. Yollar deli şöförlerin.. Kaldırımlar ise deli şöförlerin parkettiği araçlardan yer bulabilen zavallı insanların.. Bir de şunu söylemeden geçemeyeceğim.. Bisiklet kullanırken arabayla dibime kadar yanaşıp kornaya basmanız benim yokolmamı sağlamıyor henüz.. Sadece korkuyorum, dengemi kaybediyorum ve dilimin döndüğünce esaslı bir küfür savuruyorum..Bilesiniz..
İlgili kategoriler: dağ bayır, tatil, bisiklet, tebdili mekan'daki ferahlık, keyif, aile, genel | Yorum gir »
23
04
2008
Geçen sene balkonumda domates yetiştirebilmek için çekmediğim eziyet kalmadı.. Tamamen tohumları satın aldığım kişinin bende bu potansiyeli ya da yeterli azmi göremediği için yetersiz bilgi vermesiyle ilgili bir hayal kırıklığı.. Daha tohumlar çimlendiği zaman yanlış giden birşeyler olduğu belliydi ama ben kendi yetiştirdiğim domateslerden bir tanecik yiyebilmek uğruna aylarca direndim.. Sonuç.. Boş birsürü saksı.. Ayrıca bütün yaz boyunca saatlerce o saksıların başında boşuna geçirdiğim zamanı karşı apartman ve sakinlerinin baştan sona takip etmiş olmasının içimde bıraktığı eziklik hissi.. Tamam kim ne derse desin.. Bu sene bu işin benim için geçici bir heves olmadığını kanıtlamanın vakti geldi.. Karşı apartmanın tüm sakinlerine göstere göstere dalından tazecik koparılmış küçük domateslerimin üzerine mis gibi zeytinyağı gezdirip afiyetle yiyeceğim.. Acımasızca mı oldu.. Bilemiyorum.. Ama işi başından sıkı tutmak lazım..
Önce tohumları viyolde ya da küçük plastik bardaklarda torf içine gömerek (ama derine değil kesinlikle) biraz sulamak ve direk güneş görmeyen bir yerde üzerlerini bir naylonla örterek küçük seranın içinde çimlenmesini beklemek gerekiyor..
Geçtiğimiz hafta bir akşam oturup minik domates tohumalrını ektim.. Küçük bir seram oldu.. Tohumların bir kısmı çimlendi.. Biraz daha bekleyip onları saksılara alacağım..
Saksılara geçişte görüşmek üzere..
İlgili kategoriler: domates günlüğü, keyif, yemek, genel | 4 Yorum »
15
04
2008
kendimi dengesizliğin sembolü olarak görecek kadar aşırıya kaçabilirim.. duygusal alışverişlerini yoluna koyamamış bir insanım..
ya çok severim ya nefret ederim.. bu sadece bir bardak olabilir..
sık sık depresyona girip sıradan bir günde hiç sebepsiz yere etrafımdakilerin sinirlerini bozacak kadar keyifli olabilirim..
ağzımdan çıkacak ilk sesten irkilecek kadar uzun süre konuşmayabilirim..
yaptığım şey herneyse tadını kaçıracak kadar çok yaparım..
evet biraz abartmış olabilirim ama hep abartırım..
beni bilenler anlattığım şeylerin abartılmış olduklarını bildiklerinden kendi kafalarında bazı derecelemeler yaparlar..
bunu bildiğim için çoğu zaman anlatmaya “abartmıyorum” diye başalarım..
evet dengesizim.. ve bütün çocukluğum ayağım yere basmadan bir çift tekarleğin üzerinde geçti..
kendi hayatımı, başkalarının hayatlarını hatta kardeşimin hayatını bile tehlikeye attım.. (bunu o zaman anlayamayacak
kadar küçüktüm diye avutuyorum kendimi..)
hayatım boyunca rengi “pembe” olan başka birşeye sahip oldum mu bilemiyorum ama pespembe, koskocaman bir bisikletim oldu.. eğer maddenin bir ruhu varsa o da beni, benim onu sevdiğim kadar sevmiş olmalı..
dengesizliğin timsali olan ben.. tanıdığım en iyi dengede duran insan oldum.. büyücüyle tanışana kadar.. şimdi bir bisikletim bir de bisiklet büyücüm var.. her ne kadar baharlarda polenler yüzünden burnumu koparıp, damağımı kazımak istesem de bu bahar başka bir güzel geçecek..
**Yayoo.. naz etme al şu bisikleti.. ormanda keneler bizi bekler..
İlgili kategoriler: bisiklet, dağ bayır, tebdili mekan'daki ferahlık, aile, keyif, genel | Yorum gir »
4
04
2008

İkinci Bahar Kanlıca sahiline inen nefis yolda ufak bir restaurant.. Ufak bir araştırma yapıldığında ufak mütevazi mekana karşın müşterilerinin pek de nüfuz sahibi kişiler olduğu görülüyor.. Neyse beni ilgilendiren kısmı bu değil tabii ki de.. ikinci Bahar işyerine baharın gelişinin müjdeleyicisi.. Oturmaktan keyif aldığımız bir balkon/terası var.. Çiçeklerle dolu.. Plaza insanları olarak baharın ilk günlerinden itibaren öğle yemeklerinde aklımıza gelen ilk yer orası..
Benim en sevdiğim yemekleri soya soslu et&tavuk.. Soya, krema ve mantarla kavrulmuş et ve tavuk parçaları, nefis pilav ve içinde dereotundan taze naneye dört dörtlük bir mevsim salatasıyla nefis oluyor.. Ardın da nefis bir sade kahve.. (Fırında makarnaları için ayrı bir yazı yazmak istiyorum)
Yemeğin üzerine arabaya doluşmuş, denize arkamızı dönmüş plazamıza doğru giderken aklımdan Suim geçti.. arayıp O’nu ne çok sevdiğimi ne çok özlediğimi söylemek istedim.. Her nefis yemekten sonra olduğu gibi bir daha ki sefere O’nunla gelmeyi hayal ettim..
Bahar ve güzel yemek insanın kimyasını darmaduman ediyor..
İlgili kategoriler: tebdili mekan'daki ferahlık, aile, keyif, yemek, genel | Yorum gir »
31
03
2008
Geçen sene yaz sonuna doğru birden bahçeciliğe heves ettim.. Domateslerim büyük bir hüsranla fide olmanın ötesine gidemese de biberler konusunda fena sayılmazdım..Mutfak camımız ne yazık ki karşı duvara bakıyor.. Ben de kendi göz zevkim için pervaza biber saksılarını dizmiştim.. Kış geldi biberler kurudu.. Ben tam da havalar az daha ısınsın yeni biberler dikeyim diye düşünürken baktım en büyük saksıya görücü gelmiş.. 10 gün kadar önce bir kumru saksıyı mekan etmiş kendine.. Ufak bir ikilemde kaldım.. Evet yeniden biber yetiştirmeyi çok istiyordum ama o tombul kuşa da kıyamadım bir türlü.. Böylece saksının içine biraz bulgur bırakmaya başladım.. Derken haftasonu bir baktım bir kumru daha.. Bir telaş içerisinde saksıya konup konup uçuyorlar.. Pazar sabahı anladım ki bu hazırlık ve telaş minik yavruları içinmiş.. Saksının içinde minicik beyaz bir yumurtacık.. İş buraya kadar varınca ben de internette araştırma yapmaya başladım tabii.. Wikipediadan kumruların tek eşli olduklarını eğer biri ölürse diğerinin ömrünün sonuna kadar başka bir kuşla eşleşmediğini öğrendikten sonra sanırım iç burukluğuyla karışık büyük bir gönül bağı hissettim o tombul kuşcuklara.. Şimdi aynı evde yaşayan iki aile olduk.. Önümüzdeki 15 gün çok heyecanlı geçecek.. Çünkü ben o minik kumruyu çok merak ediyorum..
İlgili kategoriler: aile, keyif, genel | Yorum gir »